Gencecik bir kardeşimizi toprağa verdik. Hüzün ve acının tek bir potada eritildiği, 15 yaşında bir gencin ergenlikle aynı anda mezara girmesine şahit olduk. Milyonlar bir oldu, o yoksul çocuğu ebedi uykusuna beraber uğurladık. O acılı annenin çığlığı olduk, bir nebze olsun ona destek verebilmek için hiçbir resmî kurumu beklemeden kendi kendimize ulusal yas ilan ettik.
İsteyince ne kadar güzel olduğumuzu görebiliyor musun Türkiye? Tek bir yumruk olunca kelebek gibi uçup, arı gibi sokabileceğimizin farkında mısın?
Berkin Elvanmezarına yatırılıp, üstüne daha ilk toprak atıldığında polis şiddeti gazla, biberle, plastik mermiyle başladı. Ben oradaydım, o mezarlıkta… Hayatımda bu kadar utanç verici, bu kadar rezil, bu kadar çirkin bir şey daha görmedim.
Hemen ardından o gece, cesede ve kana doyamayan bu topraklar 22 yaşındaki Burakcan Karamanoğlu’nu da kendisine aldı. Ona da yazık oldu. Tuhaf bir ideolojinin, garip bir hesap sorma biçiminin kurbanı oldu. Berkin Elvan için pek çok insan ‘Ne işi varmış sokakta o çocuğun?’ derken kimse çıkıp da Burakcan için ‘Peki onun ne işi varmış yas tutan bir mahalleyi basmaya giden eli sopalı insanların arasında?’ demedi. İkisini de demeyelim zaten. Ölülerimiz Yarışıyor ya da En Haklı Ölü Benim Ölüm programına dönmesin bu durum. Ama hiçbir açıklamayı tam olarak anlamadan, o sokakların durumunu tam olarak analiz etmeden kimseyi de suçlamayalım.
Okmeydanı ve şehrin diğer mahalleleri bu olayın ardından, günlerdir polis ablukası altında gaza ve faşizme boğulurken bir kısım insan, halkı sürekli sağduyuya davet ediyor.
Hayatı boyunca aldığı tek radikal karar sedef rengi rujunu koyu kırmızıyla değiştirmek olan birileri çıkıp ‘Ay lütfen evinize dönün. Ortalık çok karışık’ diye fikir beyan ediyor.
Bu zamana kadar katıldığı tek sokak eylemi Gezi Parkı Direnişi’nde bir dekoratif unsur hâline gelen gaz maskesi satın alıp, arkadaşlarıyla selfie çektirmek olan biri ‘Ama devrimciler de silah kullandı’ diye analiz fışkırtıyor.
Bir kere bile Okmeydanı sınırları içinden geçmemiş, Gazi Mahallesi’ni haberlerde cık cık’layarak izlemiş, ölen altı gencin altısının da Spor Toto’da büyük ikramiyeyi tutturmak gibi yoksul Aleviler arasından çıkmasını irdelememiş biri ‘Lütfen provokasyona gelmeyelim. Seçimler öncesi bizi sokağa dökmek istiyorlar. Hadi evimize dönelim’ diye yargıda bulunuyor.
Sizlere ise iki çift lafım var.
Yeter! Yeter kesin sesinizi artık.
Sen daha önce o mahalleye gittin mi? Alevilerin bu topraklarda yaşayabilmek için birbirlerinden başka sığınabilecekleri hiç kimse olmadığını biliyor musun? O evlere girip, onları bir kere olsun dinledin mi? Devrimciliği GAP’te satılan triko kazak mı sanıyorsun?
Onlar birbirlerini kollamak, destek olmak, mahallerini savunmak zorunda. Sen latte’ne soya sütü isterken onlar sadece o gün değil her Allah’ın gecesi mahallesinde nöbet tutmak zorunda. Sen İstanbul’un savunulacak tek yerinin Taksim Meydanı olduğunu sanıp, gözlerini dinlendirirken şehrin gettoları yanıyor.
Berkin Elvan’ın annesi evinde yasını tutarken o sokağa girmek istiyorlar. Saldırıyorlar. Ne yapsın yani o devrimciler? Tabii ki mahallelerini savunacaklar. Barikatları kaldırıp polislere Dostoyevski mi okusunlar?
Provokasyonmuş. Ne provokasyonu? Provokasyonun babasını, cenazenin kalktığı gün birilerinin eline silah verip o mahalleye gönderen yapıyor.
Sen daha mezarlıktan çıkmadan, kaçmaya fırsatın bile olmadan gazı üstüne sıkan yapıyor.
Sokaktaki isyan büyümesin diye milyonlarca insanı evine sokmak için kirli politik oyunlarını oynayan yapıyor.
O devrimciler, cepheliler; provokasyon yapmak istese sen sanıyor musun milyonlarca insan birbirinin ayağına bile basmadan Okmeydanı’ndan Feriköy’e yürüyebilirdi?
Bırak herkes isyanını kendisi yaşasın. Herkes mahallesini bildiği gibi korusun. Bırak artık halkı isyandan soğutma kafasını. Çare Drogba değil canım benim, çare isyan. Destek olmak istiyorsan ne güzel. Ama bilmediğin, etmediğin, anlamadığın bir şey yüzünden oturduğun yerden kimseyi yargılama, sağduyu çağrısında bulunma.
Sağduyuymuş. Sağduyunu ıspanağa kıyma koysam mı koymasam diye düşündüğün o anda kullanmayı dene. Konu sokak olunca bırak sağduyuyu. O an ihtiyacın olan şey sol duyu, benim güzel kardeşim.
O da sen de varsa konuş, yoksa da kapa çeneni otur artık.
Yiğit Karaahmet
15 Mart 2014
Haberin kaynağı için tıklayınız; http://www.taraf.com.tr


