BirGün: Başkalarının acısı-Barış Atay

Gezi Ruhu hepimizi birleştirdi dedik. Geziden bu yana en çok konuştuğumuz, üzerinde durduğumuz, hatta övünç duyduğumuz konulardan biri bu oldu…

barıs

Gezi Ruhu hepimizi birleştirdi dedik. Geziden bu yana en çok konuştuğumuz, üzerinde durduğumuz, hatta övünç duyduğumuz konulardan biri bu oldu. Örgütlüsü örgütsüzü, sosyalisti liberali, ulusalcısı Kürdü, ateisti dindarı vs. yan yana durmayı başarabildiğimizi (!) birbirimizin acılarını, sorunlarını anlayabildiğimizi (!) iddia ettik. İddia ettik diyorum çünkü; ne yazık ki bu birlikteliğin, Gezi’yi yaşayan bütün kesimlere eşit derecede yayıldığını söylemek mümkün değil. Reyhanlı’ya üzülüp Roboski’yi ağzına almayanları, Başbağlar’ı lanetleyip Sivas’ı alkışlayanları görmüştük öncesinde ama Gezi’nin bir fark yarattığına inanmak istedik. Önce bir kısmımız Medeni’de ayrıştık. “Gezi’yle ne ilgisi var? Terör örgütü destekçisi onlar, asker de karşılığını verdi tabi !” diyenlerle aynı safta durmuşluğumuz olduğunu fark ettik. Olabilir. Bu ülkede, her şeye rağmen ilginç bir asker sevdası vardır zaten. 12 Eylül’de ülkenin üzerinden silindir gibi geçen askerlerin yollarına gül döken de bu halktır. O yüzden bu çıkış şaşırttı diyemem. Ben Medeni için Kadıköy’ün, İzmir’in destek vermesi kazanımına bakarım. Bu tür pratiklerde olumsuz olanı eleştirmek gerekli olsa da aslolan olumlu yönlerini ön plana çıkarmaktır. Fakat Hasan Ferit’in uyuşturucu çeteleri tarafından katledilmesine ses çıkarmayanları, bunu münferit bir olay gibi okuyanları anladığımı söyleyemem. Arazilerin değerli olduğu her mahalleyi, uyuşturucu mafyasının elini kolunu sallayarak gezmesine fırsat tanıyıp güvensizleştirerek, kentsel talanı devam ettirme niyetinde olanlara karşı verilen mücadele, Gezi Ruhu’yla birebir örtüşür kanımca. Aynı; Medeni’nin, dillerden düşmeyen “barış süreci” içerisinde bile yapımı bitmeyen kalekol inşaatlarına karşı verdiği mücadele gibi. O yüzden Gezi Direnişi’nde katledilenler derken, birini ötekinden ayırmak, yapılacak en büyük yanlış yorumlamadır. Gezi Direnişi; zulme, baskıya, yaşam alanlarımızı daraltan sisteme karşı bir haykırıştır ve artık, hangi tarihte, hangi mahallede olduğunun bir önemi yoktur. Bu örneklerden yola çıkarak şunu söylemek gerek. Berkin Elvan’ın uyanması temennisiyle can hıraş yazanların, Gewer’de yürüyüş yapmak isterken polis tarafından öldürülen insanlara ve bu konuya dikkat çekmek isteyen herkese, vatan haini ve terörist yakıştırması yapması da büyük iki yüzlülüktür. Gezi’de polis şiddetinden sıtkı sıyrıldığını iddia eden bazı insanların, olay farklı etnik kökene sahip insanların yaşadığı bir coğrafyada gerçekleştiğinde, iktidar ağzıyla konuşması ve polis savunuculuğuna soyunması, bizzat içinde olduğu direnişi ve ruhunu bir nebze olsun anlamadığını gösterir. Savunmalarını ve saldırılarını; medyanın, “ellerinde kalaşnikoflar vardı ve polis noktasına saldırdılar” haberleri üzerinden yapanlara, Gezi döneminde medyanın tavrını ve “90’ları bu medyadan izlemişiz ve ne çok şeyi görmemişiz” özeleştirimizi de hatırlatmakta büyük yarar var. Artık senin katliamın benim katliamım, senin cenazen benim cenazem ayrıştırıcılığından da acı yarıştırma huyumuzdan da vazgeçmemiz gerekiyor. Ne bir zulme ses çıkarırken diğerine ses çıkaranları düşman gibi görelim, ne de yaşadığımız onlarca katliamdan birini bile dillendirmeyi unutmuş olana “ peki ya bu” diye hatırlatma gereği duyalım. Uludere’ye Roboski, Yüksekova’ya Gewer diyenleri terörist diye etiketlemeyelim. Uğur’lar, Ceylan’lar katledildiğinde, Berkin’ler Dilan’lar vurulduğunda “ama” ile başlayan cümleler kurduğumuzda, Ali İsmail’i arkadaşları dövdü, Ethem DHKP-C’liydi, Ahmet güneş enerjisi paneli atmaya çalışırken düştü, Mehmet trafik kazasında öldü, Berkin’in cebinden patlayıcı çıktı, Dilan marjinal sol örgüt üyesiydi diyenlerden, acılarımızla dalga geçenlerden hiçbir farkımız kalmadığını görelim artık. Eğer Gezi Ruhu’nu yaşamak istiyorsak, gerçekten bir direniş ruhu oluştuğuna inanıyorsak başkalarının acısı denilen şeyin bir yanılsama, aslında hepsinin ortak acımız olduğunu anlamamız gerekiyor. Herkese selam olsun…

9 Aralık 2013
Kaynak; birgun.net