Gezi Parkı’nda Başbakan ve hükümet zevatının deyimiyle ‘üç beş ağaç’ için başlayan ve hükümetin yıllardır süre gelen aşağılayıcı, baskıcı, gerici politika ve dayatmalarına isyana dönüşen hareketi önemli sonuçlar ortaya çıkararak ilerliyor. Gezi Parkı’nın etrafında kurulan barikatlarda filizlenen kardeşlik, dayanışma ve mücadele isteği şimdi onlarca parkta ve bu kez ‘protesto etmeyi’ aşıp, ‘yenisini inşa etmek’ hedefine yönelerek büyüyor ve artık kimse kokmuyor.
BAŞBAKAN NE KADAR SİNİRLENSE HAKLI!
Başbakan’ın ilk günlerdeki suskunluğunu, yüzünde aşağılayıcı bir ifadeyle, “Bunlar bir kaç çapulcu, polisimiz gerekeni yapar” dediğini, birkaç gün sonra bir hareketin mayalandığını görerek nasıl saldırganlaştığını hatırlayalım. Fas, Tunus ziyaretinden döner dönmez hava limanlarını miting meydanına çevirmesi neyin nesiydi? Hareketin AKP’de yarattığı çatlakları gördük, televizyonlarda ‘Fethullahçılar ve Erdoğancılar’ olarak bilinenlerin nasıl birbirine girdiğini izledik. Halk direnişinin, ‘AKP tavanında kavgayı ateşlediğini’, ‘liberal-cemaatçi-dinci-patron’ ittifakının çatırdadığının işaretlerini gördük. Beklenen de buydu; direnişin ilk etkilerini AKP’de göstermesi. Hükümetin ‘tek adamı’ için bu ciddi bir tehlikeydi ama onu en çok kaygılandıran halkın, yani tabanın çatlamasıydı. Onlar kazanılmalı ya da en azından kaybedilmemeliydi. O da biliyordu ki; her kitlesel halk hareketinde olduğu gibi bu hareketin de iktidarı destekleyen halk kesimleri içinde zamanla etki uyandırması, sempati toplaması, ‘ne oluyor’ dedirtmesi olasıydı. Böyle bir risk vardı ve hâlâ var. ‘Milli İrade Mitingleri’ düzenlemesi, oralarda ve başkaca her ağzını açtığı yerde halkı kutuplaştıracak, kendisine oy verenleri, kendisini protesto edenlere karşı kışkırtan bir dil kullanması, polis şiddetini takdir ve teşvik edip, ödüllendirmesi de buna dairdi. Mitinglerde “ayakkabılarıyla girdikleri camide içki içtiler”, “türbanlı kadınlara saldırdılar”, “arkalarında dış güçler var”, “statükoyu geri getirmek istiyorlar” yalanlarına sarılarak, tabanının hassasiyetlerini kaşıması da duyduğu kaygıdandı.
HÜKÜMET İKNA ETMEKTEN VAZGEÇTİ
Başbakan’ın, hükümetler için hayati önemde olan ‘halkı ikna etmek’ yöntemini tamamen bir yana bırakarak, şiddetle ezme yöntemine sarılması da bu kaygıya işaret. Bu hükümet artık halkın kendisi gibi düşünmeyen kesimini ikna etmeye çalışmaktan vazgeçmiş, devletin şiddet aygıtlarını devreye sokmuştur. Gündemi kendisinin değil halkın belirlemeye başlamasıyla çileden çıkmış, örneğin Suriye konusunda “Esad halkına zulmediyor biz orada bir demokrasi inşa edilmesini istiyoruz” sözleri artık alay konusu olmuştur. İtibarını yitirdikçe, karizması çizildikçe daha da saldırganlaşan Başbakan ‘zücaciye dükkanına dalan fil’ benzetmesinde olduğu gibi her ağzını açtığında kırıp dökmeye başlamış bu da öfkeyi kabartmıştır.
VE UMUT PARKLARDA FİLİZLENİYOR
Şimdi herkesin görebildiği bu halk hareketinin iktidarı tehdit eden bir büyük kavgaya doğru evirilebileceğine dair sayısız işaret taşıdığıdır. Gezi Parkı’na yapılan son müdahalenin ardından direnişin yeni bir boyut kazanarak parklara yayılması ve burada yürütülen tartışmalarla mayalanan; bir aydınlanma, yıllardır zihinleri mengeneye alan klişeleri, yalan propagandayı yıkma, gücünün farkına varma, umutlanma ve harekete geçerek değiştirme fikridir. Ve oldukça da iddialıdır. Binlerce kişinin katıldığı forumlarda sık sık yerel seçimleri kazanmaktan, iktidarı alaşağı etmekten, örgütlenmekten, hep eylem halinde olmaktan söz edilmesi bu ‘iddialı olma’ durumuna ilişkindir.
ARTIK HİÇBİR ŞEY ESKİSİ GİBİ OLMAYACAK
Ana gövdesini gençlerin oluşturduğu bu forumlarda konuşulan sayısız mesele içinde birkaç temel konuya ilişkin vurgulara bakmakta fayda var. Örneğin çok sayıda kişi Kürt sorununa dair söz alıyor. Direniş öncesinde de zaten sorununun eşit haklara dayalı çözümünü benimsemiş olanların eskisinden daha cesaretli çağrılar içeren konuşmalarını bir yana bırakalım. Bugüne kadar Kürt sorununu ‘terör, dış güçler, bölücülük’ gibi kavramlarla izah edenlerin söyledikleri oldukça önemli. “Biz yıllardır Kürtlerle ilgili haberleri bu medyadan izledik ve inandık, büyük hata yapmışız”, “Bugüne kadar Kürtlere beslediğim hislerden dolayı kendimden utanıyorum”, “Doğu’da polise taş atanlara çok kızardım, şimdi onları anlıyorum”, “Hep devletin söylediğine inandım, kandırılmışım”, “Bize Taksim’de bunu yapan polis kim bilir Kürtlere neler yapmıştır”, “Artık Uludere’yi, Uğur Kaymaz’ı da dert ediyorum…” gibi sözler bu forumlarda dile getirilenlerin sadece birkaçı.
KLİŞELERE YER YOK
‘Ulusalcı damar’ın kırıldığı ve eskimiş hamasetin artık gençler içinde itibarını kaybettiğine dair de çok örnek var. Yaşlı bir teyzenin Yoğurtçu Parkı forumunda -ki bu forum alanı Kadıköy’dedir ve burada yaşayanlar büyük oranda Kemalist/ulusalcı olarak bilinmektedir- sarf ettiği “Sevgili Türk gençleri muhtaç olduğunuz kudret damarlarınızdaki asil kanda mevcuttur” sözlerine gençlerin “katılmıyorum” anlamında kollarıyla çarpı işareti yapması, “Burada Türk olmayanlar da var” itirazlarının yükselmesi, bir gencin “Ya bırakalım bu klişeleri teyze, ne asili, bildiğin kan işte” sözleri, “Ben Atatürkçüyüm ama bugüne kadarki Türklükle ilgili hislerimin bana dayatılan düşünceler olduğunun farkındayım artık” sözleri de fikri kırılmaya dair çarpıcı işaretlerdendir.
BİR ŞEY YAPMALI AMA NE?
En çok şu duyuluyor: örgütlenmeliyiz! Ama nerede, nasıl? Gençler muhalefet partilerine güvenmiyor, sol, sosyalist parti ve örgütleri ya tanımıyor ya da inandırıcı bulmuyor, bir çok genç, ‘biz bir parti kuralım’ önerisi yapıyor. Yerel seçimler çokça konuşuluyor; “ne yapacağız, nasıl örgütleneceğiz, nasıl adaylar çıkaracağız, partilerin seçim programları neler, bir ittifak sağlanacak mı” soruları havada uçuşuyor. Sık sık “mahalle meclisler oluşturmalı ve yerel yönetimlere katılmalıyız”, “Sokağın tadını aldık, artık susmak ve kabullenmek yok” sözleri mücadele isteğine işaret ediyor. Her kesimden genç, LGBT bireyler, çevreciler, sosyalistler, dindarlar, ulusalcılar, örgütlüler, örgütsüzler; dansçı, oyuncu, ressam, grafik tasarımcısı, gazeteci, yazar, sporcu, işçi, işsiz, öğretmen, esnaf, bankacı daha neler neler. Çeşitlilik ve söylenenler umut dolu.
Şimdi parklarda, çınar, ıhlamur ve çam ağaçlarının gölgesinde filizlenen bir yeni halk hareketinin, yeni bir yaşam biçiminin, bu kez iktidarı her gün biraz daha fazla tedirgin ederek hem göğe uzamasının, hem bütün çevreye yayılmasının ve ama hem de güçlü biçimde kök salmasının arifesindeyiz. Şimdi, umutlu olma, ama mutlaka daha çok anlama, çabalama, yorulma ve ileriye atılma zamanıdır.
Erdal İmrek
30 Haziran 2013
Kaynak; evrensel.net



