Ankara’nın büyük yanılgısı Melih Gökçek, ODTÜ’yü, içinden yol geçirerek bölmek ve oralara ticari merkezler yaparak bir tüketim alanına çevirerek, bir nevi kentsel-rantsal-politik dönüşüm yaratmaya çabalıyor uzun zamandır… Şimdi yeniden atağa geçti, bildiğimiz gibi… Ve yine bildiğimiz gibi ODTÜ de direnişe…
Mekan, kişi ve de benzeri kutsallaştırmalardan oldum olası nefret etsem de,ODTÜ’nün Türkiye Solu içerisindeki politik ve tarihsel önemini göz ardı edemem. Bu anlamda o üniversitenin üzerine bu kadar gidilmesi tesadüf değil. Haziran Direnişi’nden önce sanki bir hazırlık, bir prova yaparmışçasına, “Uydu Fırlatma Tantanası” için kampüse adeta bir orduyla gelen Başbakan ve şürekasına kampüsü dar etmeleri halen hafızalarımızda. Her ne kadar büyük oranda öğrencilerden oluşan ve halkın geniş kesimlerini içine almayan bir kampüs içi çatışması olmuşsa da, o direnişe halkın büyük kesimi de destek vermişti.
Gökçek’in, Erdoğan’a karşı başlatılan direnişe ve Haziran Direnişi’ndeki aktif desteğine duyduğu öfkeyle, yıllardır ODTÜ’ye girememesinin yarattığı öfke birleşince daha bir hırsla saldırıya geçmesi beklenen bir şeydi. Ancak bu seferki durum bir kampüs içi çatışma değil, tüm Ankara’yı etkileyecek bir durum; dolayısıyla bu kıyıma karşı gelecek tüm Ankara’lıların desteği şart!
ODTÜ ormanı, gitmesek de görmesek de şehrin havasını temizleyerek akciğer görevini yerine getiriyor; bununla birlikte Eymir Gölü, ateş yakılmaması ve mangal yapılmaması kurallarıyla temizliğini uzun süredir koruyan, asık suratlı binalar çölü Ankara’nın vahasıdır. Ülkenin orta yerinde, herhangi bir sayfiye yerine uzakta olan bir şehir olarak eğer bir yeri kutsallaştırılacaksak, tam da o yerdir Eymir Gölü.
Göl sınırları içerisinde alkolü yasaklayarak orayı orta sınıf/laik/sol-sosyal demokrat kitle için –tam da bu kafanın tabiriyle- “cazibe merkezi” olmaktan çıkartabileceğini sanan Gökçek, meselenin alkol olmadığını halk kendisine gösterince, artık atılacak bir adım kalmamış olduğundan, nedensiz bahanesiz saldırıya geçiyor.
Bir önceki yazımın temel içeriği şehir planlamasındaki politik yaklaşımlardı ve yazımın sonunda şöyle bir soru silsilesi sormuştum:
“Üniversite kampüslerinin, “şehrin hayhuyundan uzak” kisvesi altında şehir merkezlerine en uzak, en ücra köşelere yapılmasının nedenlerini de bu ustaca planlanmış şehir projelerinde aramamız gerekmez mi?
Çok mu komplo teorisi oldu?
Emin misiniz?”
Birkaç gün önce başlayan ODTÜ Direnişi’nin yalnızlığı ve cılızlığı bu düşüncemi doğrular nitelikte…
Ankara, Haziran Direnişi’nde bir hayli öne çıkmış, şehir merkezi başta olmak üzere bir çok semtte şiir gibi direnmiştir. Direniş esnasında yaralanan ölen dostlarını unutmamıştır. Kızılay Meydanı’na sahip çıkarak görünürlüğünü artırmış ve kalabalıkları birleştirmiştir. Diğer bütün şehirlerde de dikkat edin, şehrin en büyük ve göz önünde alanlarını ele geçirmeye çalışmıştır halk da, polis de…
Ethem’in öldürüldüğü yer 40 gün boyunca kalabalıklarla çevrelenmiş ve o noktanın başından insan eksik olmamıştır. Çünkü orası halkın alanıdır. Ankara halkının büyük kısmı hergün o alanı kullanır; işine, evine, okuluna vs. gider gelirken.
Bununla ilgili düşüncelerimi bir önceki yazımda anlattığım için burada yeniden değinmeyeceğim ama ODTÜ’nün şehirden uzakta olması, medya organlarının haber geçmemesi, orada sayıca az kitlenin görünürlük yaratamamış olması o direnişin düşeceğini, Gökçek’in galip geleceğini ve güzelim ormanın ve vahanın saçma sapan, rezil ticari merkezlerle tüketim alanına dönüşeceğini düşündürtüyor bana.
Çünkü ODTÜ uzakta. Çünkü ODTÜ kampüsünde direnmek için yolunuzu değiştirmeniz, zamanınızdan ve işinizden feragat etmeniz gerekiyor. Çünkü ODTÜ, kampüsüne dışarıdan öğrenci kimliksiz kimseyi almadığı için bahar şenliklerinde gelen grupları izleyemediğiniz için sinir olduğunuz bir yer. Benzeri bir sürü neden öne sürebiliriz…
Oysa ki ODTÜ Ormanı halkındır! Sınırları bir üniversitenin kampüsünde olsa dahi halkındır! Eymir Gölü halkındır! Sınırları bir kampüsün içinde olsa bile yürüyerek girmek serbesttir.
Her ne kadar kendisi “sadece yol geçecek” diyorsa da işin aslının o olmadığını Gezi Parkı’ndan bilecek kadar tecrübemiz var artık.
Bir pazar günü bisikletinizle gezmek, sevgilinizle/eşinizle/arkadaşlarınızla göle karşı oturup balık-ekmek yemek için Eymir’e gittiğinizde yanı başınızda bir kaplumbağa, bir tavşan, bir tilki mi yoksa Migros mu görmek istiyorsunuz?
İşte bütün meselenin özü bu!
Özgür Apak
30 Ağustos 2013
Haberin kaynağı için tıklayınız; fraksiyon.org



