BirGün: ‘Toplumsal muhalefeti gerçek manada yan yana getirmemiz gerekiyor’

Kamu Emekçileri Sendikasi Konfederasyon (KESK) AKP iktidarının neo-liberal saldırılarına ve otoriter yönelimlerine karşı yıllardır mücadelesini sürdürüyor. Gezi Direnişi boyunca direnişe aktif biçimde destek veren ve üyeleriyle birlikte Gezi Parkı başta olmak üzere yurdun dört bir yanındaki direnişe destek veren KESK Genel Sekreteri İsmail Hakkı Tombul, AKP’nin özgürlüklere yönelik saldırılarını neo liberal politikalarıyla bağdaştırıyor. Biz de direnişin bundan sonra nasıl bir yol izleyeceğini emek cephesinin bunun neresinde duracağını İsmail Hakkı Tombul’la konuştuk.

kesk

Gezi Direnişi’nin emek cephesindeki karşılığı ne oldu?
Gezi ile başlayan süreçte toplumun geniş kesimlerinin özgürlük talebi üzerinden mücadelelerinin yükseldiğine tanık olduk. Bir yandan geleneksel anlamda politikayla ilgilenmiyor gibi gözüken, günlük yaşananlara tepki vermeyen toplulukların,  günlük yaşamlarına müdahale olasığı ortaya çıktığında  nasıl tepki verdiklerine ve mücadeleyi yükselttiklerine tanık olduk. Emek hareketi açısından da yıllardır sürdürdüğümüz hak mücadelesinde gerçekleştirdiğimiz eylem ve etkinliklerin boşa gitmediğini, bugüne kadar sağlanan bir birikimle mücadelemizin Gezi sürecinde ortaya çıkan bu direnişe de bir altlık oluşturduğunu gördük. Fakat bu dönemde sendika diye kendini tarif eden örgütlerin süreci bütünüyle olumlu kavrayabildiklerini ya da olumlu refleksler verdiğini söylemek zor. KESK, DİSK, TMMOB, TTB olarak 4-5 Haziran’daki grevimizden sonra 17 Haziran’da son yılların ilk kolektif grev kararını aldık, örgütledik. Ancak özellikle metropol kentlerde on binlerce yurttaşın ortaya koyduğu ve örgütlü kesimleri de aşan tepkiler, örgütlerin yönlendirebileceği ya da kapsayabileceğinin üzerinde bir tepki açığa çıkardı. Bu durum özellikle KESK, emek örgütleri açısından yeni dersler çıkarmamıza, yeni kazanımlar elde etmemizi sağladı; önümüzdeki dönemdeki örgütsel modellerimizden, mücadele perspektifimize ve kadrolarda ihtiyaç olan değişime ilişkin birçok önemli ipuçları ortaya koydu.
Ayrıca sosyal medyanın kullanılışından yurttaşların, kamu emekçilerinin günlük yaşamlarında ve işyerlerinde yaşadıkları sorunlara temas ederek örgütlenmenin ne kadar önemli olduğunu da gösterdi. Bu süreç, emek hareketinin toplumun bütün örgütlü-örgütsüz kesimlerinin bir parçası olduğunu ve emek hareketinin talepleriyle toplumun diğer taleplerinin bir araya geldiğinde ne kadar önemli bir güç açığa çıkarabileceğini gösterdi.

Direnişin bugün gelinen noktasında KESK ne yapmayı düşünüyor?
KESK başından itibaren gerek örgütlü, gerekse üyeleriyle birlikte her kentte, her meydanda, her mahallede bu direnişin parçasıydı. Bugün de gelinen aşamada hem AKP hükümetinin yaratmaya çalıştığı neoliberal, ılımlı-İslami muhafazakar ve baskıcı otoriter bir Türkiye’ye karşı mücadelenin bir parçası olacak, hem de özellikle toplu sözleşme sürecinden başlayarak kamu emekçilerinin taleplerini halkın talepleriyle ortaklaştırarak birlikte mücadeleyi yülkseltmek için yoğun bir çaba içerisinde olacak. Bunu da ilk Ağustos ayında başlayacak olan toplu sözleşme sürecinden itibaren göreceğiz. Toplu sözleşme sürecinde yapacağımız eylem ve etkinliklerin yanında aynı zamanda bütün kentlerde ve bugün doğrudan demokrasiye en yakın araçlardan birisi haline gelen park forumlarda da kamu emekçilerinin taleplerimizi toplumun her kesiminden taleplerle buluşturmaya çaba harcayacak, mücadeleyi ortaklaştırmak için yoğun bir çaba içerisinde olacağız. Biz AKP’nin yarattığı Türkiye’ye karşı eşitlik, özgürlük, bağımsızlık ve laiklik temelinde bir Türkiye’nin inşa edilmesi mücadelesinde daha umutlu, önümüzdeki dönem daha atak ve kararlı bir mücadeleyi yükselteceğiz.

Gezi Direnişi’yle birlikte başlayan süreçte emek cephesi de dahil olmak üzere toplumsal muhalefetin birleşme noktasında başarılı olabileceğini düşünüyor musunuz?
Kuşkusuz böyle bir birliğe ihtiyaç var. Ancak bu birliği, sadece örgütleri yan yana getirmekle sınırlı algılamamak gerekiyor. Gerçek anlamda bu Gezi sürecinde açığa çıkan enerjinin ortak bir yere yönelmesi için önce ideolojik birliği sağlamalıyız. İdeolojik birlikten kastım da, açığa çıkan bu enerjiyi AKP düzenine karşı ortak bir mücadeleye evriltmeyi başarmak gerekiyor. Eğer bunu başarabilirsek ki bunun önemli ipuçlarını ve olanaklarını Gezi süreci ortaya koymuştur, o zaman örgütleri de aşan ve toplumsal muhalefeti gerçek anlamda yan yana getirecek bir mücadele birliği ortaya çıkar.  Bunun da yeterice verileri, olgunlaşan koşulları mevcut. Şimdi bu mücadelenin içerisinde bulunan tüm unsurlar, birinin diğerini dışlamadığı veya birinin diğerinin gerisinde veya önünde kalmadığı bir anlayışla yan yana, omuz omuza, direnişin içerisinde bulunarak, hareketin içerisinde yer alarak, oradan örgütlü bir halk muhalefeti yaratmak için çaba harcayarak yan yana gelmelidir. Hem olması gereken ve yapılması gereken görevlerden birisidir; hem de bunun gerçekleşebileceğine dair önemli umutlar taşıyoruz.

Fakat en önemlisi bu süreç, AKP’nin yarattığı hegemonyanın yırtılabileceğini, itirazın yükseltilebileceğini ve Türkiye’de gerçek anlamda örgütlü bir halk hareketinin yaratılabileceğini gösterdi. Bu da geleceğe dair en önemli şeyi, daha fazla umudu yarattı. Örgütlü mücadelenin en önemli parametresi örgütlenerek, birlikte mücadele ederek Türkiye’nin yeniden kurulma iddiasına dair yarattığı umuttur. Şimdi bu büyüyen umutla,  talepleri ve mücadelesi Türkiye’nin eşitlik, özgürlük temelinde yeniden kurma mücadelesinden bağımsız  olmayan KESK’te güçlenerek yoluna ilerleyecektir.

Feride Tekeli
25 Temmuz 2013
Haberin kaynağı için tıklayınız; birgun.net