Sendika.org: Bir Ankara polisiyesi, birden çok “Ankara” yargılaması – Av. Deniz Özbilgin

Yazı tarihi, 05.07.2013.

Yazının yazılması gereken tarih, 25.06.2013.

Bu sebeple önce “geçen bölümde ne olmuştu”yu anlatarak başlayacağız.

Yer Ankara. Ankara, Merkez. 31.05.2013’te, bundan 2 yıl önce de olduğumuz yere, AKP Ankara İl Başkanlığı binasına gitmek üzere Yüksel Caddesi’nden bini aşkın yürekle yürüyüşe başladık. Ellerimizde flamalarımız vardı. Zira o günlerde henüz flamalı ve flamasız denmemişti bizlere, yürüyüş de ağırlıklı olarak flamalıların katılımıyla oldu. Çayına, suyuna, doğasına sahip çıkarken gaz kullanımıyla öldürülen Metin Lokumcu öğretmenimizin katilini unutmadığımızı bu yıl da dile getirdik.

Doğaya saldırı biter mi, Gezi Parkı’na saldırılıyordu üç gündür. Haberlerden değil, haberi olanlardan takip edebiliyorduk. Bizim şehrin “tehlike altındaki, yağmalanası parkı”na, Kuğulu’ya doğru yürüyüşe geçti kitle. Açıkçası polis de şaştı, beklemiyordu bunu. Kuğulu’daki flamasız binler, artarak gelen flamalı binler ile bir kucaklaştı ki o yürek atışı İstanbul’dan duyuldu.

Kürtaj yasası ile tehdit edilirken “AKP elini bedenimden çek” diyen kadınlar ile Reyhanlı bombalanıp 50 can yittiğinde “AKP elini Suriye’den çek” diyen savaş karşıtları, 4+4+4 eylemlerinde kimyasal su ve gaza maruz kalıp “AKP elini çocuğumdan eğitimden çek” demeyi sürdüren veli ile buluştu. Hep bir ağızdan “AKP elini Gezi’den çek” dendi bu defa ve Ethem Sarısülük de orada slogan atıyordu, çoğu kişi farkında değildi vurulma anı dışındaki son kare fotoğrafının çekildiğinin…

01.06.2013’te Kızılay Meydanı’na girdi kendini ifadeye hasret kitleler, bu sokaklar bu meydanlar bizim demeye. Ethem vuruldu, düştü, yine de direndi. 02.06.2013’te daha da fazlası vuruldu ama meydanlar direndi. Sonra bu defa Abdullah vuruldu, uzaklardan geldi haberi, Reyhanlı katliamı haberinin geldiği yer kadar uzaktan. Bu defa Reyhanlı kadar uzak durmadı kimse. Acıdı bir çığlık yanı başımızda. Resmini astık her yere.

03.06.2013, devam. 05.06.2013, 09.06, 15, 18… Hepsi haziran, hepsi direniş. Bu arada Ethem’in kalbi durdu, direnişi düştü, otopsisi yapıldı, mermiymiş başından çıkan. Tartışma bitti, nokta. Polis vurmuş. Keçiören’dekiler adli tıp kurumuna, Batıkent’tekiler Ethem’in anasına, Tunalı’dakiler TOMA’nın ve yasal mermilerin üzerine yürüdü… Ethem ve diğerleri düştü, direniş sürdü… Düşene, dövüşene bin selam sloganları ile…

18.06.2013, bir ev.

Koli ile kitap toplanıyor. Ana “neden” diyor, “yok olmaz çok gizli” diyor polis. Çocuğu ve kitapları, dergileri, deniz gözlüğünü, sokaklar gaza boğulduğunda caddedeki diş hekiminin direnen yüreklere 8. kattaki camdan attığı ameliyat maskesini de alıp çıkıyor polisler. Ana öylece bakıyor, gizli dediler ya avukatı bile aramak yasak. 25 kişiymişler, direndiler diye almış polisler. Hepsi terör örgütlerine üyeymiş ama kim hangisine belli değil. Üye işte, isme cisme gerek var mı… Polis 9 tane sayıyor, bir sürü harf silsilesi, hepsi örgüt adı kısaltması, kim kimin üyesi meçhul, içinden seçip almak serbest. Faiz lobisi yaptı bu işi diyen de çıkmıştı ama kısaltması uyduruk, polisin listesinde yok. Örgütler demiş gidin eylem yapın, memleket karışsın, istikrar bozulsun diye.

Taşeronlaşma artsın, beyaz yakalılar işçileşsin, kocaları kadınları öldürsün, basın açıklaması yapmak suç sayılsın, gazetecilik – avukatlık meslek değil nifak tohumluğu ilan edilsin, her önüne gelen sağlık hizmetine erişemesin, vergi adaleti bozulsun, kentsel dönüşüm ile evleri yıkılsın yoksulların, anadilini konuşamasın “kardeşliğin ülkesi”nin küçük kardeşi… İşte bunların hiçbiri yoktu, hepsi birden olsun diye saldı örgüt bu çocukları sokaklara.

Biri emniyetin önünden gözaltına arkadaşına bakmak için geldiğinde, biri açmaya gittiği çay bahçesinden, biri evi yıkılıp rezidans yapılacak mahallenin efkarlı abisinin yanı başından, biri sağlık görevlisi olduğu ambulansın içinden, biri de üç yaşındaki çocuğunun koynundan alındı gözaltına.

O esir alınmaya çalışılan 22 yürek 22.06.2013 gün doğumunda tutuklandı. Şimdi gün doğumlarını Sincan F tipinin 3 kişilik hücresinde sayım yapan gardiyanlarla karşılıyorlar.

24.06.2013, Ankara Adliyesi.

Emniyet bir katil yakaladı. Fazla aramadı, peşinden koşmadı, cebinden çıkartıp verdi. Savcı baktı ki “o mermi o silahtan atılmış”, katilin tutukluluğunu talep etti. Hakim’e geldi şimdi dosya. Nöbetçi Hakim, yani Ethem vurulduğundan beri 23 gündür kimin ne zaman nöbetçi olacağı bilinen mahkemenin hakimi dosyayı inceledi “meşru müdafaa” dedi. Neden tutuklasın ki :

-       “Kaçma şüphesi yok, devlet memuru” dendi. Sanki aylarca esir tutulan 72 KESK’li mahalle esnafıydı…

-       “Delilleri karartma şüphesi yok” dendi. Delil mi kaldı 23 günde. Hem gören gördü, devrim değil ama cinayet televizyonlardan yayınlandı ve “kör bir balıkçı”dan çok daha fazla tanık var…

-       Tanıkları tehdit etme durumu da yok katilin. Dosyada o ana dek tanıklık yapanların biri 18.06.2013 günü gözaltına alındı, hangisine üye olduğunu bile bilmediği 9 örgütlük dosyada terör örgütü üyeliğinden tutuklandı. Diğer tanık için eve her gün polis geliyor, çoook kabarıkmış sicili, bir gelsin heleymiş. Bir diğer tanık da zaten 25.06.2013 (anlatımıza konu duruşmanın ertesi günü) evinden “şafak operasyonu” ile gözaltına alındı, kitap çıktı evden, meğer o da örgüt üyesiymiş, tez tutuklana dendi, tutuklandı.

Bu kadar teröristin arasında dururken vurulduğuna göre Ethem de… Neyse, ne diyeceklerini biliyoruz da, onlar dediğinde yazarız, küfrü de onlar yer. Can Yücel’in dediği gibi “nasıl anlatılır başka, küfürsüz”…

25.06.2013, Geçen haftaki çay bahçesi – Yine

Geçen salıydı, genç delikanlı çay bahçesini açmaya geliyordu, kestiler yolunu. Haraç için değil, yüreği ve özgürlüğü için. Direnişçiymiş çünkü. Tutuklandı dedik ya hani…

Yine Salı, aynı çay bahçesi. Genç kadın karşıdan karşıya geçerken cadde ortasında yaka paça, sille tokat, mahalleli ve esnaf zıplıyor yerinden “genç kızı kaçırıyorlar” diye. Polis diyor kaçıran kendisine de kimlik nerede, gözaltı kararı nerede. Hem bu ne zorbalık diyor mahalleli amcalar, teyzeler. Çeviriyorlar arabanın etrafını. Polislerden biri elini beline atıyor, çekecek yüreğini kılıfından, yüreği o kadar çünkü. Hop diyor mahalleli, tutuyor elini, sokuyor polisin yüreğini tekrar kılıfına, Ethem’in yanına bir kişi daha vermeyiz…

Polis de öğrendi “destan yazımı” nasıl oluyor, Başbakan gözünde nasıl “kahraman” olunuyor… Daha 14 saat olmuş Ethem’i vuran katil serbest bırakılalı, kim dokunacak bana, kim… Abdullah’ı vurana, Mustafa’ya çarpana, Dilan Dursun ve Berkin Elvan’ın başına tüfekle gaz fişeği sıkıp komaya sokana, Hakan Yaman’ın gözünü oyup bedenini de ateşe atana, onlarca göz çıkarana, yüzlerce kemik kırana, binlerce yaralının faillerine kim dokundu ki bana dokunacaklar” diyor yüreğini kılıfından çekerken…(*)

Alıp götürüyorlar genç kadını, yine sille tokat arabanın içi. Önce çapulcuydu genç kadın, sonra faiz lobisi, daha sonra marjinal, nihayet terörist de oldu. Örgüt adını vermeniz gerekmez, örgütün yoksa devlet sana ücretsiz tahsis edecektir sizi direnişe çağırsın diye.

O kadın, tutuklanması talep edildiğinde Hakim’e bakıp “Bingöl’de 10 kişinin 13 yaşında bir kız çocuğuna tecavüz ettiği ama mahkemenin kızın iradesi ile oldu deniyor. 10 kişinin tecavüzüne uğrayan 13 yaşındaki kızın bunda iradesi var ama ben 26 yaşında üniversiteli bir kadın olarak kendi irademle eyleme, direnişe, alana gidemiyorum, illa ki terör örgütleri çağırmış oluyor, öyle mi” diye sordu. Yanıt alamayacağını bilerek…

Bazı soruları sorarken yanıt alamayacağımızı biliriz, misal “uyuyor musun” deriz. Evet diyen olmaz, Hayır diyen belki. Şimdi sorsam ben size “uyuyor musunuz” diye, HAYIR deme zamanıdır. Dürt yanındakini, eylem bitti mi sanıyorsun, mahallende forum var. Parklar halen bizim. Kafamızı kaldırınca gördüğümüz gökyüzü bizim…

Şimdi o genç kadın, o gün birlikte tutuklandığı 14 Haziran Direnişçisi ile birlikte, daha önce tutuklanan 22Haziran Direnişçisi’nin yanında; Sincan’da. Bedeni esir ama zihniyle, yüreğiyle direniyor. Kafasını kaldırdığında gökyüzü göremese de…

Bedeninin üzeri toprak örtülen ile, gözleri yerinden edilen ile, özgürlüğü ve direnişi elinden alınan ile, gözaltı dedikleri esnada pervasızca dövülen ile, zırhlı araçta elleri kelepçelenip cinsel tacize uğrasa da ilk fırsatta yine direnişe koşan ile yan yana gelin, halen sizin olan gökyüzünüzü paylaşın.

Çünkü; BU DAHA BAŞLANGIÇ, MÜCADELEYE DEVAM.

(*) Bu yazı yazılmaya başlandığında “Cezasızlık” başlıklı ve temalı hukuksal bir metin çıkması gerekiyordu. Hukuk olan bir yerde, hukuka uygun yargılamalar ile hukuksal içerikli dava / dosya anlatımı yazıları yazmak umudumu ısrarla koruyorum.

Av. Deniz Özbilgin
7 Temmuz 2013
Kaynak; sendika.org