Radikal: Sıkılmıyorlar – Murat Sevinç

Gündem değiştirmenin, yaklaşan seçimler için safları sıklaştırmanın, ODTÜ ve üniversite ile mücadelenin, polisi istihdam etmenin yolu, yine türban ve din üzerinden üretilecek yeni yalanlardan geçiyor.

odtü-türban

Her siyasal partinin, kuruluşunda ve sonrasında gereksinim duyduğunda başvurduğu tarihsel referansları vardır. Bunlar bir gün rakibi yıpratmak, diğer gün kendine övünç payı çıkarmak ya da yürüttüğü siyasal mücadelede avantaj sağlamak için kullanılır. Yalnızca Türkiye’de değil, siyasal partilerin faaliyette bulunabildiği tüm sistemlerde. Aldıkları oy oranları ve özellikle çok partili yaşamdaki seçim sonuçları ile ortalama siyasal söylemleri düşünüldüğünde, şu anda iktidar yarışına ortak olabilecek güçteki anaakım Türkiye siyasal partilerinin, başlıca iki siyasal çizgiyi sahiplendiği söylenebilir. Biri, son 30 yılda isim değişiklikleri, ayrılma ve birleşmelerle birlikte CHP , diğeri 2011 seçimlerinde DP ve MSP geleneğinden türeyen tüm partilerin seçmenini bünyesinde toplayan AKP çizgisi. AKP’nin yüzde 50’ye yakın oy oranının yaklaşık yarısının merkez sağ seçmen oyu olduğu genel kabul görüyor. Yani parti, aslında “Abdurrahman Çelebi” konumunda. Şu anda siyasal yelpazedeki diğer partiler, biri (BDP) her ne kadar dönemsel olarak öneme sahip olsa da, tek başına iktidar ya da ana muhalefet konumunu zorlayacak durumda değil. Demek ki günümüz siyasal yaşamında gerçek, çeyrek iktidar konumundaki MHP’yi bir kenara koyarsak, somut etki yaratabilecek ve dolayısıyla tarihsel referansları diğerlerinden daha büyük önem arz eden iki siyasal partinin varlığı. Bu yazının konusu ise iktidardaki partinin başucu konusu ya da can simidi denilebilecek referanslarından, “türban”. Yine ve yeniden gündemde.

İlk hedefiniz İslam

AKP’nin sıklıkla atıf yaptığı tarihsel dönem çok kapsamlı aslında; hayli karmaşık, büyük ölçüde tutarsız. 1071 Alpaslan’ı kıl çadırlarda ağırlama fantezisi/müsameresi, sultanlara duyulan hayranlık ve bu hayranlık üzerinden yapılan gayri bilimsel Osmanlı yorum ve övgüleri, bu yolla milliyetçi duyguları hareketlendirmenin olanaklılığının yeniden ve yeniden keşfi, Kürt sorununa “ümmet” vurgusuyla yaklaşım, kısa süre öncesine dek konunun uzmanı üniversite hocaları tarafından “dahiyane” olarak tanımlanan ve yine milliyetçiliği kaşıyan dış siyasetin tuhaf bir Osmanlıcılık düşüyle, yeni bir bölge içinde “ağır abi” pozları vermesi, iç siyasette DP dönemi ardından naftalinlenip dolaba kaldırılmış “egemenlik” anlayışının yeniden ve daha güçlü olarak gündeme taşınması, Milli Görüş’e atılan çiçekler, Özal’a övgü şu bu… Liste çok uzun. Referansların hepsinde ortak olansa, doğrudan ya da dolaylı şekillerde dini duygulara hitap ediyor olması. Atıfların “özünde” her daim din, tabii Sünni İslam var. AKP’ye oy veren, destekleyen ve milletvekili olan herkes elbette dinci değil. Hiçbir parti ve seçmeni homojen değildir. Ancak bu, AKP’nin tüm tarihsel referanslarının ortak noktasının din olduğu gerçeğini değiştirmiyor. AKP, tek tek bireylerden bağımsız olarak “dincilik” yapan bir parti; yani pazarlamacı. Hemen tüm referanslarını milliyetçiliğe de dokunan bir Sünni anlayışa dayandıran ve siyasal hedefe varmak için dini duyguları kullanmaktan, yurttaşı bu yönde tahrik etmekten bir an olsun çekinmeyen bir örgütlenme. İnsan zekâsına hakaret edercesine hâlâ “camiye ayakkabı ile girdiler, içki içtiler” sloganında direnmeleri de bundan. Dinciliğin, dinin ilkeleriyle pek ilgisi olmadığından, AKP ve canhıraş yandaşlarının dinciliğinde “yalana sarılmak” günah da değil doğal olarak. Şu anki ülke manzarasında, safları sıklaştırmak uğruna yıllardır özenle kamplaştırılmaya çalışılan bir seçmen kitlesi ile dizginsiz bir din pazarlamacılığının, din sömürüsünün birleştiği görülüyor. Erdoğan’ın sözlerine hadis muamelesi yapan bir kesim var artık. Son aylarda her alanda fena çuvallayan ve her çuvallayan gibi giderek agresifleşen hükümetin, ODTÜ’deki türban meselesine yaklaşımını buradan okumakta yarar var.

ODTÜ ve türban

Bir iki öğrencinin yaptığı, fiziksel şiddet ve hakaret içermeyen bir münasebetsizliğin (ki münasebetsizlik bir suç değildir), önce devlet katında ardından iki gencecik insanı hiç duraksamadan hedef yapan basının faşist kanadının dilinde böyle yankı bulmasının başka hiçbir açıklaması olamaz. ODTÜ’de olup bitenin türbanla ilgisi olmadığını, oradakilerin öğrenci ya da veli olmadığını, cemaate tepki oluştuğunu, türbanlı öğrencilerin bir sıkıntı yaşamadığını elbette, türbanlı öğrenciler dahil herkes görüyor, biliyor. Ancak gündem değiştirmenin, yaklaşan seçimler için safları sıklaştırmanın, ODTÜ ve üniversite ile mücadelenin, polisi istihdam etmenin yolu bir kez daha türban ve din üzerinden üretilecek yeni yalanlardan geçiyor.

Dincilik öylesine kârlı bir siyaset biçimi ki, inanca yapılan her atfın yanında artık gerçeği aramak beyhude bir çaba. Örneğin bir süredir Mısır’ın haritadaki yerini bilmeyen ve işin doğrusu hiç de ilgilenmeyen milyonlarca yurttaş, Mısır için gözyaşı dökmeye ikna edilmeye çalışılıyor. Bunu yapanlar, Gezi esnasında yaşamlarını yitirenlere bir rahmet dilemeyi çok gören vicdanlar üstelik. Akıl dışılığa, duygulara verilen referanslar, “gerçeklik” duygusunu ortadan kaldırır. Dinciliğin büyük başarısı budur.

Bacıların saç telleri

Bir partiye verilen koşulsuz destekle, hem cenneti hem de yandaki arsayı kapatacağına bir kez inandırırsanız insanları, orada artık, gerçek, bilim, nesnel tarih yorumu gibi olgular çöpe gider. Din pazarlamacılığı karşısında ne deseniz boştur. Bu nedenle demokratik siyasal sitemlerin özündeki ilke laikliktir. Ve bu nedenle laiklik, Bülent Ecevit tarafından “Cumhuriyet’in Aşil Topuğu” olarak tanımlanmıştır. Dincilikte, herhangi bir gerçek ya da doğruluk beklentisi olmadığı, çıkarlar diğer tüm ilkelerin üzerinde olduğu içindir ki şu anda var olmayan bir sorun, aynı şehvetle yeniden yaratılıyor. Fırça bıyıklı TOKİ kafalı erkekler, oy için, arsa için, güç için bir kez daha “bacılarının” saç tellerinden, onların bedenlerinden yalvar yakar ricacı oluyorlar. Dindar kadının bedeni üzerinden yalan dolan üretip iki genç kadın öğrenciyi dünya aleme hedef göstermekten bir an dahi çekinmiyorlar. Dincilik hem bu topluma hem de dinlerin çoğu insancıl ilkesine ve özlerine, çok ağır bir haksızlıktır. Önümüzdeki seçim döneminde dinciliğin nelere kadir olabileceğini, nasıl kaşınacağını, imanın nasıl oya tahvil edileceğini, kutsalların nasıl “asfalt” vaatleriyle birlikte anılacağını seyredeceğiz. ODTÜ daha başlangıç, dinciliğe devam.

Murat Sevinç (Ankara Üni., SBF )
15 Eylül 2013
Kaynak; radikal.com.tr