Radikal: Direnişin dirilişi “Sıcak sonbahar” – Erkan Bayır

Gezi Parkı direnişi, son 2 aydır #Yeryüzüİftarı, forumlar, #DirenHamile ve #DirenMerdiven eylemleri ile çatışmasız bir yörüngeye doğru evrimleşmişti. Halk, doğrudan demokrasiyi forumlarla ve barışçıl sivil itaatsizlik eylemleriyle hayata geçiriyordu; gergin siyasi hava da yumuşamıştı. Gerginlikleri yeniden başlatan, AKP iktidarının kışkırtıcı söylem ve adımları oldu. Gezi Parkı’nı dilinden hiç düşürmeyen ve direnişçilere hakaretler yağdıran Recep Tayyip Erdoğan, AKP tabanının sosyal medyada ve internette her gün gördüğümüz düzeysiz küfürlerine giden yolu açtı.

ahmet atakan 2

Direnişin başlangıcından bu yana berbat bir pozisyon benimseyen ve bu pozisyonunda inat eden Recep Tayyip Erdoğan, “Polise emri ben verdim, polis destan yazdı, polise ikramiye vereceğiz” diyerek, bir bakıma, polis tarafından işlenen cinayetlerin sorumluluğunu bizzat üzerine aldı. Erdoğan’ın “Destan yazdı” dediği polislerin, Ethem Sarısülük’ü ve Ali İsmail Korkmaz’ı öldürürken MOBESE ve güvenlik kameralarıyla çekilmiş görüntüleri ortaya çıkarıldı. Erdoğan, polis tarafından öldürülen insanların ailelerine bir taziye dileğini çok gördü, hatta kurşunla öldürülen bir polisin olduğunu iddia etti. Erdoğan, “Kurşunla öldürülen polis kimdir, adı soyadı nedir?” sorularına yanıt veremedi.

Mısır’da yaşanan ve Türkiye’deki gelişmelerle uzaktan yakından ilgisi bulunmayan darbe ve katliamlardan kendisine mağduriyet devşirmeye kalkan AKP, Gezi Parkı direnişçilerinin Mısır’daki katliama göz yumduğunu iddia edebildi. “Hiyerarşik bir örgütsel yapı” içerisinde olmayan, kendiliğinden bir araya gelmiş ve direniş öncesinde farklı toplumsal meselelerde farklı tavırlar takınan Gezi Parkı direnişçilerinin, AKP’nin çarpıtmalarına rağmen, Mısır’daki darbeye ve katliamlara karşı insan haklarından ve demokrasiden yana olan duruşu çok netti.

Kendi destekçilerinin ve kendi emrindeki kolluk kuvvetlerinin öldürdüğü Ethem, Ali İsmail, Abdullah, Mehmet ve Medeni için bir damla gözyaşı dökmeyen Recep Tayyip Erdoğan, Mısır’daki Esma için samimiyetsiz bir biçimde hüngür hüngür ağladı. Halbuki, Erdoğan’ın ağlamak için Mısır’a kadar gitmesine gerek yoktu; Kızılay Meydanı’nda polisin gerçek mermisi ile katledilen Ethem Sarısülük’ün öldürülme görüntülerini izlemesi yeterliydi. AKP’den emir alarak direnişçilere saldıran polis, öldürdüğü insanların cenazelerine ve acılı ailelerine bile biber gazı sıktı. Abdullah Cömert’in cenazesinden sonra, yaşadığı Armutlu Mahallesi’nden biber gazı yükseliyordu. AKP’nin ve emrindeki polisin, insanların acısına bile saygısı yoktu.

AKP, Gezi Parkı direnişinin özgürlükçü taleplerinden de, çevreyi sahiplenen duruşundan da nasibini alamadı. ODTÜ’den “başörtülü öğrencilerin kovulduğunu” iddia eden AKP, başörtüsü ile hiçbir ilgisi bulunmayan bir olay üzerinden kendine mağduriyet elbisesi biçmeye girişti. Esas mesele belli oldu: AKP, ODTÜ ormanlarına saldırmadan önce muhafazakârları “başörtüsü” söylemi ile avutmaya ve yeniden etrafında toparlamaya çalışıyordu. Yemyeşil ODTÜ yerleşkesinin içinden 100 metre genişliğinde 8 şeritli otoyol geçirmeyi amaçlayan AKP, 7.000 ağacın kesilmesine yol açacak otoyola karşı direnen ODTÜ’lülere ve Yüzüncü Yıl halkına saldırdı. Polis, direnişçilere attığı biber gazı ile ağaçların tutuşmasına yol açtı; yangın halkın ve ODTÜ öğrencilerinin çabasıyla söndürülebildi. ODTÜ öğrencileri polisin attığı biber gazı ile yaralandı.

Dün temeli atılan cami-cemevi kompleksi inşaatı, Alevi toplumunun tepkisini çeken ağır bir provokasyon olarak algılandı ve büyük protestolara neden oldu. Cemevini ibadethane olarak görmeyen ve cemevinin yanına bekçi olarak camiyi diken anlayış, Alevileri asimile etmeyi şiar edinen AKP iktidarının desteğini görüyordu elbette. Alevilerin ibadethanesini ve dini özgürlüklerini ilgilendiren bir konuyu, konunun esas muhatabı olan Alevilerle görüşmeyen ve her fırsatta Alevilere Alevilik öğretmeye kalkışan AKP, emrindeki polisi oradaki halkın üstüne saldırttı.

Dün gece geç saatlerde Antakya’dan gelen acı haberle sarsıldık. Armutlu Mahallesi’nde Ahmet Atakan adlı 22 yaşındaki genç, polisin çok yakın mesafeden attığı gazın başına isabet etmesi sonucunda yaşamını yitirdi. Bu “son dakika gelişmesi”ni görme gereği bile duymayan haber kanalları ve haber portalları, basın meslek ilkeleri ve meslek ahlâkı açısından yeni bir dip seviyeyi gördü. “Ahmet Atakan güneş panelini aşağıya atarken çatıdan düştü” haberini yapabilecek kadar rezil bir anlayış, en çok satan gazetelerden birinde kendine yer bulabildi.

AKP, hiç kuşkusuz, her zaman yaptığı gibi, Ahmet Atakan cinayetiyle ilgili olarak da polisin saldırısını savunacak. Ali İsmail Korkmaz’ın öldürülmesinden “Korkmaz’ın arkadaşlarını” sorumlu tutan AKP’nin valisi, olayın görüntüleri ortaya çıkarıldığı halde bütün pişkinliğiyle görevine devam ediyor. Hiç kimsenin kılına bile zarar vermeyen direnişçiler çırılçıplak soyulup aranırken ve tutuklanırken, Ethem Sarısülük’ün katili olan polis hepimizin gözlerinin önünde serbest bırakılıyor. Hukuk, bizzat iktidar tarafından katlediliyor.

Ahmet Atakan’ın öldürülmesi, direnişin seyrini değiştiren yeni bir dönüm noktası oldu. Bu haberi medyada göremeyen ve haberi mecburen Twitter üzerinden alan halk, Ahmet Atakan cinayetini protesto etmek için sokaklara döküldü. “Hepimiz Ahmet’iz, öldürmekle bitmeyiz!” sloganını atan binlerce insan, yakın mesafeden başına atılan biber gazı ile öldürülen Ahmet Atakan ile dayanışma sergiliyor. Halk, gencecik yaşında öldürülen Ahmet Atakan’ın hatırasını yaşatmak için, direnişi yavaş yavaş diriltiyor. Sıcak sonbahar başlıyor.

Erkan Bayır
10 Eylül 2013
Kaynak; radikal.com.tr