Jiyan org: Odtü’den Gezi’ye, Ak troller ve alternatif medya – Niyan

birds_tweeting

Odtü’ye bir gece yarısı kanunsuzca ve mafyavari şekilde gerçekleştirilen baskın sonrasında, sosyal medyada buna benzer serzenişler çokça dillendiriliyor: ‘Neden sokağa çıkılmıyor, neden İstanbul’dan destek yok, Gezi Parkı eylemlerinin başlangıcının aynısı, neden Odtü yalnız bırakılıyor?’ Soru buradan sorulduğunda oldukça gerçekçi gözüküyor, fakat her gerçekliğin birden fazla açısını olduğunu unutmamak gerek . Neden Odtü’den, ya da Gezi dağıldıktan sonra herhangi bir eylemden yeni bir Gezi, yeni bir total direniş bekleniyor? Bu beklenti, Gezi’de yaşanan sürecin büyüklüğü ve ardından doğal sürecinde evrildiği biçimle birlikte, bana sorgulanması gereken bir şey gibi geliyor. Bu sorguya, tribünde slogan yasaklatmalara kadar çırpınan Gezi korkusu fetişisti iktidar da dahil, bu beklentiyle eyleyen eylemciler de.

Ülkeye, tarihe ve hayata baktığımızda, asla göremeyeceğimiz bir şey: Bir isyan, başladığı biçimde, o halle aylarca kalarak, aylarca sokakta şiddet görerek, dayak yiyerek devam etmeyecek (ya bitecek, ya devam edebilmek için pasif meseleyi bırakacak, silahlanarak başka bir şeye evrilecek). 90 senelik cumhuriyet tarihinde ilk kez gerçekleşen batı çıkışlı bir öfke patlaması isyanının, öfkesinin en şiddetli hali bir kere boşaldıktan sonra, bir daha kolay kolay, hele yakın bir zamanda tekrar etme ihtimalinin olmadığı da, yine biraz duygusallıktan uzak baktığımızda, görmemiz gereken başka bir gerçek. Dönüp Gezi’ye baktığımızda, Ağustos ayından beri kabak gibi ortada olan şey tam da bu aslında: Sokaktaki öfke kısmen boşaldı, ardından, dayanabildiği kadar dayandı ve şiddet kullanılarak eve döndürüldü, her şey evrildiği biçimde olmaya devam edecek: Oldukça ürkmüş bir iktidar, tüm organlarını kullanarak, kaçınılmaz olarak öncesinden daha şiddetli baskıya devam edecek, baskı arttıkça, insanlar bir yerlerde direnmeye de devam edecek. Kendi yerelliklerinde yapacaklar bunu, kendi bulundukları topluluğu baskılayan konularda, lokalce, yatayca. Gezi’nin yarattığı/hatırlattığı ‘farkındalık’ hali oldukça arttığı için bu eylemlere destek eylemleri de olacak, ama asla bir Gezi gibi değil. Kendiliğinden doğan ve hala devam eden forumların mantığı bile buydu ve o pratikle aynı şey yine gözümüzün önündeydi aslında: Herkes kendi yerelliği için söz söylesin, herkes kendi yaşam alanında örgütlensin. Elbet sokak eylemleri de böyle evrilecekti, böyle evrildi de. Hala istanbul’dan Ankara’ya, Ankara’dan İzmir’e, Eskişehir’e, lokal meseleler için destek eylemleri oluyor ve bu öncesinde unuttuğumuz, çok büyük bir güzellik aslında.

Gezi artık sözünü söylemek isteyen batılı vatandaşlar için bir başlangıçtı. Gezi doğuyu hiç görmeyen, sistemle uzlaşabildiği ölçüde memnun hissetmeye çalışan, ama artık uzlaşabilecek bir şeyi kalmamış, ve buna dair söz söyleyebilme pratiği 80 öncesinde kalmış aynı batılı vatandaşlar için bir sondu da. Bıçağın kemiğe dayanmasıydı. Çıkış kitlesi açısından eşini benzerini görmediğimiz şekilde geldi, başladı, aynı eşsizlikte sürdü ve bitti. Sürecin derdi, artık kendini ifade edebilmekti, ‘Yeter dur’, diyebilmekti, öfkeyi kusmaktı ve boyu bunları kat kat aşacak şekilde kendine düşeni tamamlayarak bitti. Gezi, 2013 mayısına kadar peşini tamamen bıraktığımız, ‘farkındalık’ denen şeyi hatırlattı (kimi için yarattı), oldukça geniş çapta bir insan kitlesine sokakta, şiddete karşı cesareti öğretti, kendini kültürünün ilk çivilerini çaktı. Şimdi o kültür bir zemine yayılıyor ve üzerine binalar çıkacak. O binaların anlamı, 3 milyon insanın sokakta durmaya devam etmesi değil. O binaların adı; ‘tasarlanmak, biçimlendirilmek, yoksayılmak, güdülmek değil, varolmak.’ Bu öyle ya da böyle memleketin politik geçmişiyle, bugünüyle ilgilenenler için bile (en azından dili ve kendini ifade ediş biçimi açısından) oldukça yeni bir kültür. Ve o kültürün sadece bir parçasıdır, bir şeyi protesto etmek için sokağa çıktığında karşılaştığın insanlık dışı şiddete karşı direnmek. Ve öyle görünüyor ki, o şiddet varolduğu sürece de varolacak bir parçasıdır, artık.

Tabi ki direnecek Odtü. Tmmob’a haksızlık yapıldığında, Tmmob direnecek. Kuzey Ormanları’na sahip çıkanlar direnecek, Hes’le yokedilmeye çalışılan yaşamlar direnecek, köyler direnecek, mahalleler direnecek, okullar direnecek, göller, parklar, Van’da depremzedeler, doktorlar, avukatlar direnecek, Kosava işçileri direnecek, Leroy Merlin işçileri direnecek, taraftarlar direnecek, hep direndiği gibi Gülsuyu, Grup Yorum direnecek, Nusaybin’de duvar örmeye kalkarsan, Nusaybin de sana direnecek, Berkin direnecek. Gezi’nin yaratıcılarının, katılıcımlarının nihayet geçmişten ve o süreçte bugünden öğrendiği bu; şiddete, işkenceye, kanunsuzluğa, mafyalığa, ranta, peşkeşe, zorbalığa karşı durulabilir. Bunlara kim maruz kalırsa, o direnecek. Direniyor da.

Herkesin kendi yaşadığı yere, kendi söylemek istediği söz doğrultusunda sahip çıkması, orada bir özne olmayı içselleştirmesi, yine bu ülkenin batısını kasttettiğimi vurgulamalı; 80’den sonra tasarlanan ve dayatılan toplumsal yaşantıda kolay kolay görebildiğimiz bir şey değildi. Bunun yapılabilirliğini bize getirendi Gezi. Yapabileceği en güzel şeyi yaptı ve öyle bitti. Ardından, Odtü direnişinde iyice ayyuka çıkacak şekilde, iktidar jargonundan aldıkları feyzle, coşku içerisinde ‘İşte bak halk sizi artık desteklemiyor.’ propagandasına gönüllü ya da bunu yapmakla yükümlü bir kitle var. İşte bu arkadaşlar, tam olarak o 80 sonrası hafızası, vicdanı alınmış, tüm etik anlayışı çarpıtılmış bir proje olarak bu ülkenin muktedirlerinin yarattığı insanlar, devletlülerinin medar-ı iftiharları. İçim rahat bir şekilde söyleyebilirim ki; bu kültürün onları ikna etmeye çalışmak gibi bir derdi yok. Onlar ağır karanlıklar altında, güçten, iktidardan zevk almaktan başka, insan olan yerlerini, yaşam olan yerlerini çoktan terketmiş olanlar. Daha doğrusu, varolmak diye, sadece bunu öğrenmiş olanlar. Hangi kavram hangi kalıpla geliyorsa onu alıyor, üzerinden çobanlarına güzellemeler yapıyorlar. Bunu seviyor, bunu yaşamak istiyorlar. Sıkıntı şurada, ve hep de orada olacak; onlar bunu, herkese dayatmak istiyorlar. Artık bununla yaşamak istemediğini ve bununla yaşamayabileceğini farkeden insanların sözüydü Gezi. O sözün devamıdır Odtü. O sözün devamı olacak yarın, herhangi bir yerde, polisin karşısında duracak çocuklar. Onlar hiçbirşeye ikna olup ‘Haklısınız.’ demeyecekler, bazı romantik arkadaşlarımızı hariç tutarak, bunu hedefleyen olduğunu da sanmıyorum. Kendileri gibi olmayan insanların varlığına saygı duymayı kabul edecekler sadece. Ezmeden, yoksaymadan, yoketmeye çalışmadan yaşamayı öğrenecekler. Farklı olmayı ama yine de beraber varolabilmeyi kabullenecekler. Bu da uzun bir zaman alacak, ama eninde sonunda olacak.

Ama bugün, Hükümet çevresi ve güdümlüleri, koltuklarına sıkı sıkı tutunuşları çerçevesinde, her türlü gücü sonuna kadar kullanamak istiyorlar. Sosyal medya ak kitleleri de, anaakım medyada çeşitli ekran soytarılarıyla, satılık kalemlerle yapılanı, online olarak da yapabilmenin peşinde; her gün birilerinin bir yerlerde yaptığı şeyleri, söylediği ‘Yeter’ sözlerini, korkusuzca durabilişini görmek, okumak istemiyor. Atılan her adımı karalamak ve itibarsızlaştırmak için çok yoğun bir ekip çalışması içerisinde, örgütlü propaganda çalışıyorlar. Dolayısıyla, o an sokakta olan bitenle ilgili bir şey yazıldığında, tek anlamı ‘Ben sansür istiyorum, kimsenin olup biteni bilmesini istemiyorum’ olan, “Yazıp duruyorsunuz, kimse okumuyor, ilgilenmiyor”dan “Direniş bu değil’e, “Ben de Geziciydim ama bunlar komünist, anarşist, vandal”dan, “Esadçılar, bizi deviremediniz”e çeşitlenen bir skalada bağırtılara başlıyorlar bir ağızdan. Bu, koskoca medya organları sabah akşam kullanılarak, olayları kendi çıkarına göre manipüle etmeye çalışma derdinin online ortam devamıdır, şaşırtıcı değil. Fakat bu arkadaşların şunu iyi anlaması gerekiyor, 1 yeni kişi bile, orayı okumadığında, başka herhangi bir yerden öğrenemeyeceği haberi, o an orada olduğu için okuyorsa, 1 yeni kişi bile bilmediği bir şeyi o an okuduğunda öğreniyorsa, o mühimdir. Paylaşım, aylardır arsız bir trollükle pompalandığı şekliyle; ‘Haydi herkes bir daha ayaklansın.’ diye değil, o kültürün izleri her yerde olsun, kalsın diye. Büyüyecek o çocuklara, bugünler, gerçekleriyle, adım adım anlatılabilinsin, aktarılabilinsin diye. Bunu yapmak, hiçbir şey olmasa bile, giden canlara boynumuzun borcu. Dolayısıyla, hayatta ne oluyorsa onun üzerine konuşmaya da, yazmaya da, göstermeye devam etmek gerekiyor.

Burada işin içine, gerçeğe ve bilgiye ulaşmak ve onu paylaşmak meselesi giriyor. Amerika dış işleri bakanının ‘Suriye’de olanları sosyal medyada gördük. Videoları twitter’dan izledik. Kimyasal silah kullanıldığı açık.’ diyebildiği bir dünyada, medyayı başbakan önderliğinde ‘Tu kaka, dezenformasyon, dünyayı ayağa kaldırıyor.’ diye karalamaya çalışan bir kesim mevcutken, aynı kesimin online bilgi akışını ve gerçeğin sansürsüz paylaşımını manipüle etmek için 6000 kişiyi çalıştırıyor olması da anlaşılabilir bir şey. Bu açıdan bakıldığında başbakanımızın ‘Twitter ve sosyal medya tam bir baş belası.’ çıkışı gayet anlamlı. Onun sansür uygulayamadığı gerçek, gerçek değildir. İnternet ise herhangi bir sansürle kontrol altına alabileceğiniz bir yer değil. Yeter ki, kişinin amacı, doğru bilgiye ulaşmak olsun ve bunun yöntemlerini bilsin.

Alternatif medya / yeni medya / bağımsız medya; özet olarak, sistem gereği yakın tarihin her döneminde gücün odağı neresiyse, orayla göbekten bağlı patronlarının ceplerinden ve bu çerçevenin getirdiği binlerce ahlaksız bağlantıdan dolayı ekranı sık sık kararan ve çarpıtılan anaakıma benzemeyen; sokağı, gerçeği takip edebileceğimiz medya. Daha da özeti; sizi propagandayla manipüle etmeye çalışmaz. Haber alışınızı bağımsızlaştırır. Ve her ikisi de çok mühimdir.

Alternatif medya bir süre bloglarla ve paylaşım siteleriyle gitti. Yakın dönemlerde ise dünya çapında, eylemliliklerin duyurulması esnasında twitter ve üzerinden örgütlenen, anında haber akışı yöntemleri ve siteleri mevcut. Türkiye menşeili olarak da gönüllü çalışanı bol olan, oldukça sağlam işler çıkaran kaynaklar var.

http://www.bianet.org/ (en köklü bağımsız internet haber portalımız)
facebook: https://www.facebook.com/bagimsiziletisimagi?fref=ts
twitter: https://twitter.com/bianet_org

http://www.baskahaber.org/ (güncel haber akışı bulunuyor)
facebook:https://www.facebook.com/baskahaber?ref=ts&fref=ts
twitter: https://twitter.com/baskahaber

http://vagus.tv/ (türkiyeden sık sık canlı bağlantıları ve haber akışı bulunmakta – bağımsız medyacılık işini gayet iyi gerçekleştiren serdar akinan ‘ın ve küçük ekibinin sitesi)

http://www.livestream.com/revoltistanbul (türkiyeden ve dünyadan sık sık eylemlere canlı bağlantılar yapmakta)
facebook: https://www.facebook.com/Nabermedya?fref=ts
twitter: https://twitter.com/Revoltistanbul

http://www.capul.tv/ (türkiyeden sık sık canlı bağlantıları bulunuyor)

http://otekilerinpostasi.org/ (haber akışı bulunuyor)
facebook: https://www.facebook.com/OtekilerPostasi?fref=ts
twitter: https://twitter.com/OtekilerPostasi

Şu an içerisinden seslendiğim http://www.jiyan.org/’da da güncel haber akışı olmamakla birlikte gündem ve fikir tartışmaları üzerinden alternatif medya çalışmaları yapılıyor, yapılacak. (twitter: https://twitter.com/jiyaninsesi

Bununla birlikte süregelen bir olayla ilgili ne olup bittiğini gerçekten takip etmek istiyorsanız twitter’da, olayın olduğu yerden yazan, olayın olduğu yerden fotoğraf paylaşan ya da canlı yayın yapan yüzlerce insana ulaşabildiğimiz malum. Burada bir hatırlatma yapmak gerekirse, özellikle fotoğrafsız veya videosuz twitter paylaşımlarında neyin abartı neyin dezenformasyon olduğunu ayırt etmek ve bilgiyi o esnada herhangi bir kaynağa onaylatmak çok zor. Yalan yanlış yazılmış bir şey yüzlerce kez retweet edilmiş olabiliyor ya da kendisi oradaymış gibi, gördüğü tweeti ağız değiştirip yazmış bir hesap, sizi, o olay ikinci bir kaynak tarafından da aktarılıyor şeklinde yanıltabiliyor. Bu sebeple, twitterda olay takip ederken, mutlaka fotoğraflı ve canlı/cansız videolu olanları takip etmekte ve paylaşmakta fayda var.

İnsanlar artık yavaş yavaş açıklamalarını ya da tartışmalarını canlı youtube bağlantıları ile de yapmaya başladı. Kısa süre içerisinde, alternatif/yeni medya içeriği çok daha hızlı şekilde değişecek. Bugünün söz söyleyen, direnen, değişim ve paylaşımdan gelişecek kültürünün geleceğe nasıl aktarıldığını ve nasıl çocuklar yetiştirdiğini, şimdi, bugün ‘onlar’ her şeyi karalarken, her şeyi çarpıtırken, gözleri kapadıklarında gerçek pıt diye yok oldu zannederken ve zannettirirken değil, beraber, yaşadıkça, yarınlarda göreceğiz. Anaakım dikte edilmiş ‘gerçek’leri, dikte edilmiş haliyle getirir. Gerçekten görmek, gerçeği tartışmak ve yarınlara aktarabilmek için, bağımsız kaynakları takipten, onlara el vermekten ve bu kaynakların yaygınlaştırılmasından başka bir şansımız yok.

23 Ekim 2013
Kaynak: jiyan.org