İnsan Haber: Anti Kapitalist Müslümanlar Gezi’yi anlattı

‘Çapulcular Gezi’yi Anlatıyor’ dosyasında bu kez Anti-kapitalist Müslümanlar Gezi’de bulunma nedenlerini insanhaber.com’a anlatıyor.

antikapitalismuslumanlar1

Gezi’nin en önemli aktörlerinden biriydi Anti Kapitalist Müslümanlar. Kullandıkları dil, din üzerinden kurdukları değer, sermayeye karşı verdikleri mücadele… Sosyalistler tarafından ılımlı karşılanırken muhafazakarlar tarafından da eleştiriye maruz kaldılar. Ama onlar Gezi’de açtıkları pankartla bir ezberi daha bozdular: Mülk Allah’ındır, Sermaye Defol!

Gezi sürecini, yaşadıklarını, çekincelerini Anti kapitalist Müslümanlardan, Fatma, Sedat ve Özgür’le konuştuk…

-Gezi direnişinin önemli simgelerinden biriydiniz… Açtığınız pankartla, söylemlerinizle ezberleri bozdunuz. Neydi sizi Gezi’ye getiren?
Fatma
: Bizim için çok enteresan bir durum değildi. Ilk çıkışımızı biliyorsunuz, 1 Mayısı’a katıldık, o günden bu yana da hep aynı noktadayız… Otoyolların ihalelerle satılması vardı, bir kamu malının sermaye gruplarına peşkeş çekilmesi vs daha önceki yaptığımız eylemlerde de bunlar vardı…
Kuranda mülk Allah’a aittir der. Biz de mülkün tüm azınlıklara ait olduğuna inanıyoruz, dolayısıyla da Gezi parkı’nda olmamız oradan yola çıkarak oldu. Buradaki halka ait olan, halkın ortak kullanım alanı olan bir parkın, sermayeye, kapitalistlere peşkeş çekilmesi durumu vardı. Bu durum bizi buraya getirdi.

İlk gün geldik ve “mülk Allah’ındır, sermaye defol’ pankartı açtık. Sonrasını biliyorsunuz, polis müdahalesiyle farklı bir boyuta taşındı… Aslında AKP’nin yıllarca yaptığı baskı ve zulme “dur” denildi.

Özgür: Biz Kuran’ı okurken, İslam’ı okurken, Peygamberlerin mücadelesine bakarken iki şey görüyoruz; birincisi mülkün Allah’a ait olduğu bir bakış açısı, bizim de okuduğumuz mülk bütün insanlığındır, etnik kimliği, mezhebi ne olursa olsun. Ikincisi de “La illaha illallah,” Allah’tan başka otorite yoktur. Dolayısıyla da bizim Gezi’de bulunmamızın nedeni şu: Mevcut otoriteye karşı, Allah’ın mülkünü bir azınlık gruba, zenginlere, sermayelere peşkeş çekmeye çalışanlara karşıydı. Biz net olarak dedik ki: Mülk Allah’ındır, Taksim Gezi parkı bütün İstanbullularındır, sen orayı kimseye peşkeş çekemezsin. Biliyoruz ki, orada yapmak istediği başka bir şey, insanların ağzına bir parmak bal çalarak, sen orayı ticari rant dönüştüreceksin, “size bu parktan daha büyüğünü yapacağız” diyerek. Bu kapitalizmin bildik oyunlarıdır.

-Peki, anti-kapitalist Müslümanlar olarak Gezi’deki durumu nasıl yorumladınız? Çekinceleriniz oldu mu?
Sedat: Gezi’de arkadaşlarla, müdahaleden önce oturup konuştuk. İktidar insanların özel hayatına müdahale de bulundu, içki içiliyor vs gibi insanların yaşam alanlarına kadar girdi…
Gezi’de bu çok konuşuldu. İçki içiliyordu, ilk intiba bizde Gezi sürecinin böyle bir yaşam tarzıyla bütünleşmesini nasıl açıklarız olmuştu.

İlk çıkışımızdan bu yana insanların yaşam tarzlarına müdahale etmeden onlarla bütünleşerek nasıl kardeş olabilirizi düşündük. Onu sergilememiz lazımdı.

Kuran’da da çok açık ifade edildiği gibi, zalimi, zulmü tanımlarken 9′u çete olarak tanımlar. H.Z. Peygamber şunu söylemek ister: Mücadele edeceğin güç odakları çok sınırlıdır, çok belirlidir. İnanıyormuş, inanmıyormuş, siyahmış, beyazmış, Acem’miş, Arap’mış gibi farklılıklara takılma, sen o 9 ‘lu çeteyle mücadele et. Biz de o bakış açısıyla birlikte insanlar içki içiyormuş, açıkmış, kapalıymış, inanıyormuş, inanmıyormuş, farklı cinsel eğilimleri varmış gibi düşünmeden, güç merkezlerini odak alarak mücadele ettik.

Orada kısa süreli çekincemizi, inançlarımızla ve değerlerimizle birlikte çözdük. 2-3 gün sonra da “mülk Allah’ındır sermaye defol” diyerek hedefimizi, düşmanımızı belirlemiş olduk.

Düşman olan sermayenin kendisidir, bizim için bunun da abdestli olup olmaması hiçbir şekilde ilgilendirmez. Yine Kuran’da der ki “ey müminler sizi Allah’la kandırmasınlar”.. En önemli kandırma noktlaları ise sözüm ona, dini kendine referans alarak, kapitalizmle bütünleşen bir Müslümanlık algısıydı. Buna karşı duruşumuzu en başından bu yana oturtmaya çalıştık ve bizim varlığımızla birlikte aslında biraz daha çeşitlilik konuşulmaya başlandı….

Özgür: Gezi içinde hiç kimse gelip “yanlış yapıyorsunuz” demedi. Bizim yakın çevremiz dedi. “Ulusalıcılarla, komünistlerle aynı yerde neden duruyorsunuz” denildi…

Benim ezberim bozan birlikte hareket edebilmeydi. Ve hala anlayamıyorum, bu nasıl oldu, nasıl karar verildi? Gençliği eleştirdik ama bataklığın içinde gül yetiştirmişler biz göremedik onu… Hepimiz o sivil hareketin içinde kaybolmalıydık. Ama olmadı.

Solunda aslında en büyük yanlışı bu oldu. Halkın değerlerini ötekileştirerek, görmezden gelerek ya da elitisit bir tavır takınarak, kendini halktan kopartarak, halka rağmen bir şeyler yapmaya çalışarak, ya da halkın mutlaka yönetilmesi, yönlendirmesi gerekenler olarak görüp, çobanla, sürü ilişkisi gibi bir tavır sergiledi.

Ama doğru olan şuydu: Gezi’de de o anti-otoriter duruştu.

-Ama iktidarın yanında şu an muhafazakarlar var… Onlarla temasınız nasıl?
Sedat
: Mutlaka iktidarın yanında muhafazakârlar vardır, dindar yoğunlukludur ama bu bütünü temsil etmez. Evet, burada ulusalcılar olabilir, hatta darbeyi destekleyenler de olabilir ama burada çok çeşitli renkler iç içe barınmıştır. Hatta kendi kimliğini ifade edemeyen AKP’liler de vardı; Gezi’ye gelerek burayı, en azından anlamak, algılamak istemişlerdir. Bu kompleks yapıyı artık iktidarların da anlaması gerekir. Biliyoruz ki iktidarlar bu kamplaşmış siyasetten besleniyorlar.

Özgür: Ben 36 yaşındayım, hep kendi halinde sakin sessiz olmayı tercih ettim. Fakat dile getirdiğimiz söz öyle güçlü bir söz ki, o sözün arkasında durmak da bizi güçlü kıldı. Biz o sözü aslında kalkan edindik biraz da kendimize. O anlamda hem kendi mahallemizde kavgalıyız hem sosyalistlerle yan yana gelme çabamız var. Bu yorucu tabii ki.

Gezi parkında kandil yaparken teknik meselelere takılıp kalınmıştı bizim kesim tarafından; bizde “halkın ortaya çıkardığı değer dinle çatışmıyorsa bırakın halk onu uygulamaya devam etsin” dedik. Kandiller halkın yiyeceklerini bir biriyle paylaşmasına vesile olacaksa bırakın dinin içinde olmasın ama özü itibariyle dinin değerlerine uygun olsun.

-Netice de Gezi kurgulanmış bir direniş değildi… Gezi içinde devletin yapmaya çalıştığı kamplaşmayı nasıl açıklıyorsunuz?
Sedat
: Burada kendiliğinden bir yapı oluşturulmuştur, ancak yine iktidarlar tarafından bu yapı bozulmaya çalışılmıştır. “Camiye girilmiş, içki içilmiş” denilmiştir, “başörtülülere saldırılmıştır” denilmiştir vs… Tüm bunlara rağmen Gezi içersindeki ruh bunu tersine çevirmiştir. Eğer gerçekten başörtülülere karşı bir zulüm varsa onun yanında durmuştur. Camide de içki olup olmadığı çok iyi deşifre olmuştur. Tüm bunların şu an ki iktidar tarafından yapılması çok anlamlıdır.

Özgür: Kapitalizmle mücadele etmenin bir yolu olmalı ve bu sadece belli bir ideolojiye ait olmamalı…

-Tabii 28 Şubat sürecinden de bakarsak; o süreci yaşayanlar olarak Gezi’de bulunmak nasıl bir durumdu?
Sedat
: Evet, biz aynı zamanda 28 Şubat’ı yaşayan insanlarız. 28 Şubat’taki medya ve kapitalizm manipülasyonunu çok iyi biliriz, kalkanları çok iyi biliriz, Müslüm Gündüzleri, Fadime Şahinleri çok iyi biliriz…

Nasıl bir komplo ve manipülasyon olduğunu da iyi biliriz. O zaman da inanmamıştık, o zamanda olayların içindeydik. Şimdi iktidarın bahsettiği şekilde yok cami de içki içildi vs… O da bir manipülasyon ona da inanmıyoruz. Çünkü, biz anti-kapitalist Müslümanlar olarak eğer ki zulüm odağında bulunan, bire bir yaşayanlarız. Çünkü ben 28 şubat’ta İmam Hatip’teydim, Başbakanın bulunduğu İmam Hatip’te, ordaki manipülasyonu da çok iyi biliyorum, buradaki manipülasyonu da çok iyi biliyorum. Burada iktidarın yaptığı manüpülasyon vardır, ama devlet mantalitesi hangi grup gelirse gelsin aynı statükocu mantıkla devam ediyor. Rengi değişiyor ama uygulama aynı, değişmiyor. Ezilenler Gezi’de birleşmeyi, bütünleşmeyi daha iyi sağladı diyebiliriz…

anti-kapitalistmuslumanlar2

-Yeryüzü Sofrası’yla da bir bütünleşme sağladınız… Ateistler de o sofraya oturdu.
Fatma
: Ali Şeriatı’nın bir sözü vardır; bir üretilen din vardır bir de indirilen din; biz indirilen dini yapıyoruz onlar üretilen dini…

Sedat: 5 yıldızlı otellerde iftar açmak kapitalizmin ürettiği bir dindir ama Yeryüzü Sofraları H.Z. İbrahim’den bu yana gelen bir gelenektir, tamamen indirilen bir dindir.

Fatma: Yeryüzü Sofrası kadim bir gelenektir. Sonrasında da bu ruhu nasıl devam ettiririzi düşündük. Bu ruhta Yeryüzü Sofrası çok ilgi gördü ve halk tarafından sahiplenildi. Biz sadece çağrıcıydık. Sonrasında ise halkın kendisi yaptı forumlarda…

“Bundan sonrada bu dayanışmanın devam etmesini istiyoruz”
Sedat: Mesela bana da bu fikri kim ortaya attı diye soruyorlar; ben de diyorum ki anneannemin fikri. Çocuktum anneannem hep anlatırdı, “oğlum yalnız başına yemek yeme, okulda olsun evde olsun, arkadaşlarınla paylaş derdi. Anneanneme sorduğumda, HZ. İbrahim’in böyle yaptığını ve hatta hiç evinde yemek yemediğini, mahalle sakinleriyle birlikte dışarıda yediğini anlatırdı. Herkes aynı sofradan yermiş. Ve yine derki “komşusu açken tok olan bizden değildir.”

Mesela içki içen arkadaşların o sofraya oturulması eleştirdi bizim muhafazakar arkadaşlar tarafından, deriz ki muhafazakar olsun olmasın bütün bu topraklarda yaşayan insanların anneannlerinin özgürlük anlayışını onlara hatırlatıyoruz. Bak bizim anneannelerimiz neler diyor… O içki içen ya da kendine ateist diyen insanlarında Fatma’nın da dediği gibi “böyle bir din anlayışı varsa bizim dinle problemimiz yok” diyorlar. Belki iktidarların yüzyıllarca yapamayacağı bir şeyi yapıyoruz, din düşmanlığı kavramının da yalan olduğunu ortaya çıkardık. Kandillerinde, namazlarında, yeryüzü sofraları fikrinin de, din dışı, din düşmanı olarak gösterilen insanların önerileriyle olduğunu hatırlatırız. Bugün iktidar 5 yıldızlı otellerde yaparken din dışı dedikleri insanlar onlara dinin özünü gösterdi.

30 gün boyunca nereden para buluyorsunuz diyor iktidar, sen şu ruhu anlamadın mı? Herkes azığını, sofrasını getiriyor, 10 bin kişi hiçbir otorite olmadan, organizasyon, sponsor olmadan, hiçbir güç merkezi olmadan sofrayı kuruyor, o sofrada aç kalmadan, devlet gibi hiçbir otorite ortaya çıkmadan bunu yapıyor. Demek ki bizim sermaye sınıfına, devlete ihtiyacımız yok. Halklar birleşirse, bütün her şey paylaşılırsa, sorunlar da ortaklaşa çözülebilir; belde sorunları, ülke sorunları da çözebilir. O yüzden ne bir patrona ne de bir devlete ihtiyacımız var.

Başka bir ideolojiden gittiğin zaman kamplaştırıcı olabiliyor. Biz bunu Roboski ailelerinde de gördük; başbakan çağırdığında gitmeyen aileler, “biz haramzade sofrasına oturmak istemiyoruz” dediler. O aileler şunu söylüyor: Biz kapitalistlerin, zalimlerin, katillerin sofrasına oturmak istemiyoruz.

Haramzade diyor, haram lokma ile beslenmiş insan başkasının hakkını yemiş insandır. Biz şuna inanıyoruz: Dini de, demokrasiyi de, sanatı da, hukuku da egemenler kullanırsa, bu zulüm aracına döner, aynı unsurları, ezilenler, yoksullar kullanırsa, bunu hayata geçirirlerse, buradan özgürlük, eşitlik, adalete çıkar.

-Aslında kullandığınız kavramlar sosyalistlerle aynı… Eşitlik, adalet ve özgürlük kavramı… Farkınız ne?
Özgür
: Tanımalamalar farklı. İnanmayan kişiler değer olarak, eşitlik, özgürlük, adalet diyor…. Biz bunların hepsine Allah diyoruz.

Sedat: Sosyalistlerle temelde ideolojik ya da teorik olarak çok büyük farklılıklarımız yok, metodoloji farklılığımız var. Çok açık söylemek istiyorum: Eğer bir toplumda Fatiha bilmiyorsan, bir toplumda Ceme katılmamışsan, bir cenazede bulunmamışsan, “Allah razı olsun” dememişsen bu toplumda gerçekten devrimci olamazssın.

-Gezi’de bütünleştiniz, sosyalistlerle yan yana durdunuz ve hatta kandili birlikte kutladınız. Bu tanışma nelere vesile oldu?
Sedat
: Gezi’de 5 tane kardeşimiz şehit oldu. Nereye gidersek gidelim “bu arkadaşlarımız için Yasin okur musunuz, Dua okur musunuz, onlara helvalar yaptık, paylaşır mısınız bizimle” diyen pek çok insan geldi… Hayatında hiç kandil kutlamayan insanlar kandili kutladı. Bunlar bu toplumun ürettiği, tamamen tanışma durakları. Biz buradan bir birimizi tanırız. Bu noktaya önemsiyoruz, bir sosyalist de olsa, inanç olarak Müslüman olmasak bile, Alevi olmasak, Kürt olmasak, Ermeni olmasak bile sosyolojik olarak olmak zorundayız. Sosyolojik olarak bir Fatiha’yı bir işçinin, bir emekçinin arkasından okuyabilmeliyiz. Bu mücadele bu şekilde kültürel kodlarla bütünleşirse, bu toplum artık anti-kapitalist müslümanları da aramaz… Sosyalist arkadaşlara da sesleniyorum Marks “din afyondur” derken aynı Marks “din Müslümanların içli bir çığlığıdır” der. O zaman bunu içli bir çığlık haline dönüştürelim.

Fatma: Aslında sosyalist arkadaşlar da kendi özeleştirisini verdi, “yıllarca emperyalizmi, kapitalizmi anlattık ama bir noktada hata yaptık belki, hiçbir zaman onların yanında olmadık, belki de bir gün bir cumaya onlarla birlikte gitmeliydik, onlara hep din afyondur dedik, ötekileştirdik” dediler… Ne oldu o zaman iki tarafta marjinalleşti. Bu taraf gerici oldu, bu taraf ateist oldu.

Sedat: Bize diyorlar ki ulusalcılarla ne işiniz var!

-Kim söylüyor bunları?
Sedat
: Muhafazakar kesim… “Bize zulmedenlerle, 28 Şubatı yaşatanlarla ne işiniz var” diyorlar… O halde Gezi’den biz çıkalım, Kürtler Çıksın, Kemalizmle hesaplaşmış sosyalistler çıksın, eşcinseller çıksın, ne olacak o zaman! Zaten iktidar bunu istiyor… Bizler oraya sahip çıkacağız. Ortak bir mücadele alanı oluşturacağız ve rengi bütün halkların rengi olacak. Müslüman’a düşen de budur; ayette çok açık söyler: Dillerinizin ve dinlerinizin farklı oluşu Allah’ın ayetlerindendir. Bize diyorlar ki Kürtleri neden savunuyorsunuz, neden farklı eğilimleri olan insanları savunuyorsunuz… Bunlar Allah’ın ayetleri… İnanmamak bile Allah’ın ayeti…

Fatma: Bir de buraya gelen insanlar ideolojinin sonsuza kadar yaşaması amacıyla buraya gelmediler ki… Velev ki öyle bile olsa bir başkasının yaşam hakkı için yine burada sonuna kadar mücadele ederim.

-Ortak mücadele şekli otoriteye karşı gelmek ve hiçbir otorite tanımamak… Kapitalizmle mücadele etmek… Gezi ruhu belki de tam da buydu.
Sedat
: Sosyalist devrimci arkadaşları biz çok önemsiyoruz. Biz hep şunu söyledik toplantılarda; bu halk hareketi, ant-otoriter bir halk hareketi. Kendi içinde de otoriteyi ve öncülüğü kabul etmez… Bize düşen halka öncülük etmek değil halkın öncülüğü içinde erimektir. Biz o yüzden Meydana hiçbir zaman bayrak asmadık, büyük flamalarımız olmadı. Hatta Kandil günü büyük bir afiş astığımızda tamamen bütünleştirci bir afişti. “Kandiller halkların, birlik, eşitlik ve dayanışma günüdür” dedik. Tamamen mesaj vermek istedik. Orada da bir mescid kurduk; çünkü bizim yaşam alanımızdı, mücadele alanımızdı, buradan da kopmamak gerekiyordu.

Özgür: Taksim’e muhafazakar semtlerden gelmek isteyenler sol grupların meydanda bulunan pankartlarını görünce eğriti oldu. Fikir öne çıkmalıydı figürler değil. Nasıl ki İslam’da peygamberin neye benzediği belli olmuyorsa, fikir ön plandaysa sosyalistler de komünistler de böyle yapmalıydı. Vazgeçsinler… Che, İbrahim Kaypakkaya, Mahir Çayan, hepsi çok kıymetli insanlar, hepsi çok ciddi mücadeleler vermiş, kimsenin ödeyemeyeceği bedelleri ödemiş insanlar ama artık bunların arkasına sığınıp mücadele etmekten vazgeçsinler. Ortak bir mücadele dili oluşturup hareket edelim, yoksa üstesinden gelemeyeceğiz.

-Peki bu dayanışma ruhu muhafazakar kesimde de kırılma noktalarına neden oldu mu?
Sedat
: Bu kırılma yavaş yavaş oluyor.

Fatma: Hem soru işaretleri var hem de vicdanları el vermiyor…Bir şey dediğinizde de “neden ulusalcılarla birliktesiniz” deniliyor.

Sedat: Biz bu toplumun ne içkisinden korkuyoruz, ne de çarşafından. Hepimiz bu toplumun içkisinden de, çarşafından da korkmazsak ve onları bu toplumun değerleri olarak görebilirsek Kürt’ünden de, Türk’ünden de, Ermeni’sinden de, Laz’ından da korkmazsak ve onlarla kucaklaşırsak inanıyorum ki egemenlerin elinde hiçbir araç kalmayacak, defolup gidecekler.

-Din gibi çok hassas bir zemin üzerindesiniz ve aslında dinle yaşayanların, oraya bağlı olan kesimin yıllarca inandıklarını da alt-üst etmiş oluyorsunuz. Başbakan Erdoğan ise din üzerinden politika yaparak o hassas dengeyi tersine çevirmek istedi. Kim neye inandı?
Sedat
: Bu Gezi sürecinde Başbakan o kadar kanırttı ki, bir iki tane palalı adam dışında kimse Gezi’yi tahrik edecek bir şeye girmedi. Kalben inanmadı aslında. Müthiş bir muhafazakar kesim kalben burada namaza, dini değerlere saygısızlık olduğuna inanmadı. Çünkü olmadı, gerçekten burada bir dine hakaret olduğu düşünülseydi, biz zaten buradayız. Bir iki palalı insanın da ben gerçekten organizasyon olduğunu düşünüyorum. Gezi bu yanıyla da bir kazanımdır. Türkiye’de din düşmanlığı yıkılmıştır. Bunu yıkanlarda dinle mesafesi olan insanlardır. Onlara bütün muhafazakarların teşekkür etmesi lazım. Biz teşekkür ediyoruz.

-Önümüzdeki günlerde Gezi nereye evrilecek?
Sedat
: Türkiye’de, bütün coğrafyamızda çok büyük sorunlar var. Mesela Gezi sürecinde Bağcılardan muhafazakar bir kadın geldi, “kentsel dönüşümle bizim mahallemizi yıkmak istiyorlar, bu konuda yardımcı olabilir misiniz” dedi… O mahallenin pek çoğu AKP’li ve AKP’den gidecekleri kimsesi yok. Müslüman olarak mücadele eden bizleri görüyor ve aslında bizim özelimizde bütün Gezi’ye öneride bulunuyor.

İşçi grevleri var, öğrencilerin hakları var, Kürtlerin meseleleri var, Alevilerin sorunları var, bu enerjiyi bütün alanlara yaymamız lazım. Bir işçi işten atıldığında Gezi Parkı’nı doldurduğumuz gibi o fabrikanın önünü de doldurmalıyız. Mısır için de keza… Gezi bir kazanımdır, bu kazanımı dünyanın her yerine yaygınlaştırmak lazım. Bu bilinçle oluşursa ezilenlerle, Gezi ruhu algılayamamış muhafazakarlarla daha rahat bütünleşebiliriz. Ezilen kesim de muhafazakar kesim aslında; ama onlar ezildiğinin farkına varmıyor ki; onlara anlatacak kimse yok, ona 800 lira veren adam o senin kaderin diyor. “Allah seni yoksullukla imtihan etti beni de zenginlikle…” Onun yanına gidip doğruyu söyleyecek kimse yok, biz olacağız… Sosyalistler, anti-kapitalist Müslümanlar, Kürtler, ezilenler, demokratlar, ulusalcılar olacak .

Özgür: Hareketin sivil bir biçimde kalmaması bizi üzen bir durumdu. Ama onun dışında paylaşma ve dayanışma duygusu bizim kafamızdaki cennete uyuyor.

-Sizin için komün bir hayat cennet o halde?
Özgür
: Elbette. Hem bu dünyada hem de diğer dünyada açlığın olmadığı, barınma sorunun olmadığı herkesin güler yüzle ve selam diyerek gezindiği bir ülkedir… Demek ki bu olabiliyormuş, hangi koşullarda oluyormuş bunu sorgulasınlar. Otoritenin olmadığı bir ortamda oluyormuş. O yüzden insanlar bir birlerini hasım yerine hısım görebiliyormuş.

Gülşen İşeri, Soner Çetin
22 Ağustos 2013
Haberin kaynağı için tıklayınız; insanhaber.com