Habersol: Direnişin enerjisi sinemaya yansıyacak mı? – Aykut Emre

Yaşadıklarımızı özümsemek ve anlamak belki de en etkili üretimlerin ilk kıvılcımını çakacak. Anladıklarımızı süzmek ve yoğunlaşmaksa alevi harlandıracak adımlar olacak.

direnissinemasi54643567

Nerede büyük bir sanatsal atılım varsa mutlaka arka planında hep bir toplumsal altüst oluş vardır. Tersinden okunsa da bu böyle. Fakat ortada kendiliğinden ilerleyen bir mekanizma yok tabii. Ani bir yağmurdan sonra damlaların nasıl düştüğünü değil derelerin nasıl taştığını hatırlarız genelde. Fakat aslolan damlaların nasıl düştüğüdür. Sanatçılar ve üretmek isteyenler bugünlerde başlarını yastıklarına koyduklarında hangi damlayla nehirleri taşıracaklar?

Ciğerlerimizi temiz havayla dolduran ve kanımıza enerji pompalayan günlerin içinden geçtiğimiz şu süreçten aynı ölçekte ürün çıkabilir mi? Sinemacılara, hele hele genç olanlarına çok iş düşüyor. Sürecin tamamında yer alan ve neredeyse her taraftan haberi olan, yüzünü bile görmediği insanlar için farklı sokaklarda sabahlayan üretken sanatçıların önünde artık büyük ölçüde üretmek var ama sarsıcı günlerde olanların üretken düşüncenin çok ötesine geçmesi, özellikle sinemacıları, sıkça olanı kaydetmeye yönlendirebiliyor. Belgesel üretiminin yakın zamanda çok önemli işler çıkartacağı bu kadar kısa zamanda görebildiğimiz amatör ruhlarla yapılmış kısa filmlerden ve geçmişteki belgesel üretimi deneyimlerinden dolayı neredeyse mutlak. Fakat belgesel üretiminde malzemenin etkililiği sinemamızın etkililiği anlamına gelmeyebilir. Tam bu noktada “sanat felsefesi” devreye girmeli. Belgeselde de özgün anlatım biçimlerini zenginleştirmenin yollarını aramalıyız.

‘Bunlar’a değil ‘yüzde 50′ye anlatmalı

Olanın kaydından, durumun belgelik olmasından ötesine ihtiyacımızın olduğunu artık belli olayları birbirimize anlatmak istemeyişimizden anlayabiliriz belki. Polisin saldırıları, sokakların inlemesi, köprülerin geçilmesi artık ilgi çekmekten uzaklaşmaya başladı. Fakat olanları bilenler için. İşte tam burada özellikle belgesel üretimlerinin olayları ve süreci bilenlere mi bilmeyenlere mi anlatacağını göz önüne alması üretimin bütününü etkileyecektir ve kesinlikle olanı biteni “bunlar” için değil de “yüzde 50” için anlatmak önümüzdeki süreçte daha değerli olabilir.

Belgesel üretimi, malzemeyi işlemek açısından eli daha rahat bir alan. Peki kurmaca filmler bu hareketlilikten nasıl beslenecek? Aslına bakılırsa ilk akla gelen büyük toplumsallığın içinden gerçeklere uygun daha küçük kurmaca hikayelerin anlatılması ama “gerçeklere uygunluk” bu tarz kurmaca filmlerde anlatılmak istenen meselenin çoğu zaman “gerçeğin ta kendisi” olmasına sebep oluyor ki, bu da belgeselin mikrokosmosundan öteye geçemiyor.

Hatırlatmaya şimdiden başlanmalı

Yaşadıklarımızı özümsemek ve anlamak belki de en etkili üretimlerin ilk kıvılcımını çakacak. Anladıklarımızı süzmek ve yoğunlaşmaksa alevi harlandıracak adımlar olacak. Ama sanatsal üretim kılavuza bağlanamaz. Sanatsal fikrin oluşması uyku kaçıracak, gözleri parlatacak kadar hayatın içinde, hayatın kendisidir çoğu zaman. 31 Mayıs gecesi genç bir sinemacının Taksim’de gaz bulutunun içinde, 1 Haziran’da Taksim Meydanı’na koşar adımlarla yürürken hissettiklerinin önüne hiçbir teknik bilgi geçemez. Aklımızı toparlamak ve hızlıca üretime geçmek için, hissettiklerimizi paylaşmamız elzem. Kibirin gerçekleri kendine göre çarpıtması, herkesin bildiği gerçekleri, herkes bilmesine rağmen değiştirmeye çalışmak, güzel filmlerin ana konuları olabilir. “Dayanışma” ise genç sinemacıların aklını başından almaya yetecek bir konu. Fakat bütün bu sanatsal özler, olan bitenden ne kadar sıyrılıp kendine yeni bir atmosfer yaratmayı başarabilirse o kadar özgün ve etkili olabilir. Ayrıca zamansal olarak kurgulanmış hikayeler de üretimlerimize yön verebilir. Yani bu günlerin sonrasına dair tahayyüller etkili hikayelere kaynaklık etmeye aday. Yüzlerce fikrin filizlendiği günlerde ürünleri nabzımız artarak bekliyoruz.

Yeni Türkiye, yeni sinemasını da yanına alıp ileriye doğru yürüyecek, bugünleri belgeleyerek, özümseyerek. Akıp giden sellerin ardından taşan nehirleri hatırlatmak için şimdiden kolları sıvama vakti.

Aykut Emre
16 Temmuz 2013
Kaynak;haber.sol.org.tr