Evrensel: Yeni nesil, yeni dil, yeni örgütlenme

Berkeley Üniveristesi Öğretim Görevlisi Doç Dr. Cihan Tuğal:

cihan tuğal

İş makinelerinin Gezi Parkı’na girerek ağaçlara zarar vermeye başladığı 27 Mayıs 2013’ten itibaren yaşananlar tarihteki yerini şimdiden aldı.

Gezi Parkı’na Topçu Kışlası yapılmamasına karşı başlayan ve giderek ülke genelinde hükümetin uygulamalarına tepkiye dönüşen bu büyük halk direnişi bugün forumlarla ve ve çeşitli eylemlerle yayılarak ve çeşitlenerek sürüyor. Biz de Gezi hareketinin neden başladığını, polisin neden bu kadar sert müdahale ettiğini, Gezi eylemlerinin örgütlenme biçimini, Gezi eylemlerinin nasıl forumlara çevrildiğini, forumlarda neler konuşulduğunu, liberallerin bu süreçteki durumunu, Berkeley Üniversitesi’nde (ABD) sosyoloji hocası olan Doç. Dr. Cihan Tuğal’la konuştuk.

Gezi eylemleri süreci hiç beklenmedik bir şekilde başladı ve gelişti … Böyle bir harekete nasıl dönüştü?
İki farklı koldan gelen ve kesişen iki birikim var. Birincisi kentsel dönüşümün biriktirdiği hoşnutsuzluklar ki bunlar biraz daha az görünür olan kısmı. İkincisi daha net görünen ve daha çok insanı çeken kısmı: hükümetin otoriter eğilimleri, daha dar kapsamda polis şiddeti, polisin Türkiye’de değişen yapısı ve yeri, bunların biriktirdiği öfke…

Kentsel dönüşüm, Türkiye’de uzun yıllardır olan ancak, son 10 yılda daha hızlanmış ve rızaya dayalı, yani kişi için yıkıcılığı daha az görünür olan bir süreç var. Yani Gezi Parkındaki yıkım ne ilk, ne tek, ne de son. Hatta bu harekete rağmen kentsel dönüşüm yıkımları devam ediyor. Evet, yavaşlattı ama proje o kadar oturmuş ki, halkın geniş kesimlerinin rızasını kazanmış durumda. Rızadan kastım şu: mesela gecekondu sahiplerine belli bir meblağ ödeniyor ve kentsel dönüşüme razı ediliyor. Daha önce yıkımlara, çarpışmalara sebep olan şeyler, Ak Parti hükümeti döneminde parayla satın alınarak, rızayla olmaya başladı. İşte asıl tehlike bu. Eğer satın alınamıyorsa da etnik ve mezhepsel ayrılıkları ön plana çıkararak, sindirim politikası izleniyor. Baskı ve zor politikasının uygulanmadığı yer neredeyse yok.

Gezi eylemlerine sizce neden bu kadar sert müdahale edildi?
Bu herkesin kafasını kurcalayan bir soru. “Hükümet nasıl bu kadar irrasyonel davranabildi?” Kafa karıştırıcı süreçlerden geçiyoruz. Yapısal nedenlerine bakarsak şunlar ortaya çıkıyor: Polis devletinin bu kadar şiddete yönelmesi Mayıs ayında iyice arttı. Çünkü Türk devleti de bu coğrafyada kendi misyonuna göre sıkışmaya başladı. Büyük Orta Doğu Projesinden itibaren Türkiye kendini lider olarak görmeye başladı. Bu ilk başlarda Amerika’ya bağımlı bir liderlik rolüydü, fakat sonra yanılsamalarla ve revizyonlarla beslenen bir süreç içinde “ben Amerika’dan bağımsız lider olabilirim” vehmine kapıldı. Bu yüzden çok büyük adımlar atıp o adımları sonrasında taşıyamadı. Tek bir örnek verecek olursak: Suriye konusunda Türkiye Amerika’yı, Avrupa’yı savaşa ikna edebileceğini; Rusya ve İran’a karşı bir cephe elde edebileceğini düşündü ama bu gerçekleşmedi. Bu başarılamayınca aşırı büyük bir moral bozukluğu ve saldırganlık şeklinde iç işlerine sirayet etti.

Dış politika iç politikaya mı yansıdı yani?
Evet. Bir de gerçekten savaşa gitmek istiyorlardı ve Türkiye’de savaş ortamını oluşturmak için bir havuç ve sopa politikası uyguladılar. Kürdistan’a havuç, Batı Türkiye’ye sopa. Türkiye’de silahlı muhalefet, savaşı durdurabilecek PKK ile iyi geçinip, Batı Türkiye’de şiddeti yoğunlaştırdılar. Bence yapılan tam olarak bu.

Peki, neden böyle bir hesap vardı?
Çünkü bir savaş yürütebilmek için muhalefetsiz bir Türkiye gerekiyordu. Muhalefetsiz bir Türkiye yaratmak için de şiddet ve ikna karışımı bir politika gerekiyordu. Son 6 aydır yapılan “Batı’yı bastıralım, Doğu ile iyi geçinelim” hesabıdır. Gezi eylemlerinin başlamasıyla zaten rasyonel davranmayan hükümet, irrasyonelliğe yöneldi. Şimdi Doğu ile de iyi geçinmeyi bırakmaya başladı. Kendilerini şu anda felakete sürüklüyorlar.

Yani bu süreç çözüm sürecini de etkileyecek, söylemler sertleştirilecek mi?

Liberaller ve çözüm sürecine başta karşı duran Gülen Cemaati bunun olmasını engellemeye çalışıyorlar ve daha az otoriter davranmasını salık ediyorlar.

DEMOKRATİK BİR HÜKÜMET NASIL OTORİTERLEŞEBİLİR?

Peki, Gezi süreci yurtdışında nasıl tartışıldı?
Aslında hükümetin son 5-6 senedir askeri, siyasetten uzaklaştırma çabaları da olduğu için, kafa karışıklığı yaşandı yurtdışında. Şöyle söyleniyor: “demokratik bir hükümet nasıl otoriterleşebilir ki?”. Hâlbuki alternatif medyayı takip edenler de çok iyi bilir ki Türkiye’de militarizm bir parça azalmış olsa bile esasen biçim değiştiriyor. Asker politikadan geri çekildikçe polis devleti kuruldu. İnsanlar polis devletine karşı ayaklandılar. Yani sadece Ak Parti hükümetine ya da Tayyip Erdoğan’a değil, kemikleşen polis devletine ve Türkiye’de sokak sokak yayılan şiddete karşı alana çıktılar. Günlük hayatlarında karşılaştıkları polis şiddetine karşı alana çıktılar.

‘BU HAREKETLERİ İŞÇİ SINIFIYLA BAĞLANDIRMALIYIZ’

Bir sosyolog olarak nasıl yorumluyorsunuz bu hareketi?
Bu hareketin taşıyıcıları genellikle orta sınıf, yani küçük burjuvazi. Bu sınıf kapitalizmin çok merkezde olan, onların örgütlenmediği koşullarda kapitalizmde değişikliğin olması zor olan bir sınıf. Bu hareketin yürütücülerinin, yeni küçük burjuvazi (doktorlar, avukatlar, bankacılar vb) olmasının bazı zayıflıkları var ama kapitalizm aşılacaksa yeni küçük burjuvazinin örgütlenmesi, mobilize edilmesi ile olabilecektir. Dünya genelinde de Brezilya’dan Tahrir’e birçok hareket, küçük burjuva hareketlerdir. Ben bunu olumlu görüyorum. Biz bu hareketlerin küçük burjuva karakterini bilip, onun üzerinden örgütlenme yaratabilir ve sonradan işçi sınıfıyla bağlandırabilirsek, bu kapitalizmi aşabilecek noktaya gidebilecek.

Küçük burjuvazi bunu neden yapsın ?
Küçük burjuvazinin kendi hayatına tehdit olarak yaşadığı metalaşma, sadece doğanın ve kentsel mekanın metalaşması değil; kendi iş ve bireysel yaşamının metalaşması. Bu insanlar, son 10 yıldır çok yüksek ücretlerle, gayet güzel tatil yaparak, “güzel bir hayat” yaşıyorlar. Ama bu aynı zamanda çekilmez bir hayat. Her saatleri, günleri bu sermaye birikim süreçlerinin parçası haline geliyor. Tatilde kurdukları bağlantılar bile, sonrasında iş dünyasında sermayeye çevrilecek bağlantılar haline geliyor. Yani gündelik yaşamları metalaşıyor.

Yaşam alanları kuşatılmış durumda yani…
Evet. Derinden gelen tepki de budur. Yüz binlerce banka çalışanının, mühendisin, doktorun, avukatın sokaklarda olmasının arkasındaki dinamik kentsel alanların metalaşması olduğu kadar, bireysel yaşamlarının, boş zamanlarının metalaşmasıdır. 30 yıldır ilk defa iş dünyası mantığının dışında, sosyal bağlantılar kurdular. Sosyal bilimlerde kişisel ilişkileri, aile ve arkadaş ilişkilerini sosyal kapital olarak nitelendiriyoruz.

Çünkü bu ilişkiler bile CV de bir şekilde yer alabiliyor. Arkadaşlıklar özellikle 35 yıldır bu yönde kuruluyor. Gezi hareketinde sosyal ilişkinin kendi verdiği zevk ve doygunluk için insanlar gitmeye, dayanışmaya başladılar. Sosyal kapitale de bir başkaldırı vardır yani. Ama biz bu hareketin küçük burjuvazi ve çeperleri ile sınırlandığını, Türk-Sünni, emekçi karakteri olan mahallelere çok da yayılmadığını görüyoruz.

Neden Türk-Sünni emekçi mahallelerine yayılmadı?
Mezhepsel azınlıkların olduğu yerlerde hareket biraz daha yankı bulabiliyor ama Türk Sünni emekçi kesimlerde tepki yok. Çünkü Ak Parti emekçi kesimleri, emekçi kimliklerinden değil, yoksul kimlikleri üzerinden bir yere eklemledi. Mesela kentsel dönüşüm konusunda gecekondu sahiplerine bir miktar ücret ödeniyor ve onlara süslü hayatlar vaat ediliyor. Nasıl küçük burjuvazi 80′lerde kendisine vaat edilen hayatın cazibesi altındaysa ve şu anda bu cezasını çekiyorsa, bugün inanan kesimler açısından da orta düzeyde bir zamanda bir patlak verecektir. Çünkü şimdi bile gecekondusunun yerine yerleştiği apartman dairesinin faturalarını ödeyemeyip oradan ayrılanlar var. Belki dünya finansal krizi tekrar patlayınca, Türk Sünni kesiminde rahatsızlıklarıyla sokaklarda görebiliriz.

YENİ BİR SİYASET ANLAYIŞI ÇIKMALI

Gezi eylemleri forumlara çevrildi. Siz bu forumları nasıl yorumluyorsunuz?
Bu forumlardan bir altyapı oluşturmasını bekliyorum. Burada sorun sadece Ak Parti ya da Erdoğan değil. Bu sorunlar 33 yıldır birikiyor ve sorun neoliberalizm sorunu. Yani saldırgan, serbest piyasacı kapitalizm sorunu. Ve kapitalizm sınırlarına yavaş yavaş yaklaşıyor. Forumlarda bunun bilincinin oluşturulması gerektiğini düşünüyorum. Bu sadece Türkiye’ye özgü değil, dünyada son 30-35 yıldır yaşananlar bizi kentsel yıkıma, doğa yıkımına sürüklüyor. Bunu forumlarda vurgulamak gerekiyor. Tabi öncelikle küçük burjuvazinin dilini anlamak gerekiyor. Aceleci davranılmamalı. İnsanların bu forumlarda Marksist bir aydınlanma yaşayıp “a asıl sorun kapitalizm sorunu” demesini beklememek lazım. Bunun zamanı var, bunun için doğru dil kullanılmalı, bu kuşağın ve bu sınıfın özelliklerinin de göz önüne alınması gerekiyor. Bu forumlarda otoriteye karşı keskin tepkisi olan, konuşmaktan, tartışmaktan haz duyan bunu saatlerce yapabilecek bir kitle var. Eski küçük burjuva kuşaklara göre çok daha fazla otorite tanımaz, özgürlüklerin göz önünde bulunarak örgütlenme yapılması gerekir.

Yeni bir örgütlenme biçimi mi geliştirilmeli ?
Evet. Ama bu kuşağın bütün özellikleri olumlansın, kabul edilsin, teslim olunsun diye söylemiyorum bunu. O özelliklerin farkında olarak ama o özelliklere hapsolmayarak. Yoksa buradan anarşist bir noktaya gidiş olur. En azından bir iki yıl içerisinde 16-35 yaş arasında olan bu yeni kuşağa “tamam burada otorite tanımıyoruz ama sınıflar arası ittifaka dönüşebilmesi, günün birinde bizim, işçi sınıfının daha da az eğitimli kesimleriyle buluşabilmemiz için format biraz değişmeli” diyebilmelidir. Bu hareketin zayıflıkları ya da güçlü olduğu yönler var mıdır?

Türkiye’de olan hiçbir otoriteyi tanımıyorlar, bu güçlü yönleri. Bu bir güç oluşturuyor. Ama bu bir güç olduğu kadar zayıflığa da dönüşebiliyor. “Hiçbir otorite, hiçbir önderlik tanımıyoruz” diyerek bu kadar büyük sorunları, yani Türkiye’nin büyük bir kısmının piyasalaşıyor oluşunu, Türkiye’de bir polis devlet oluştuğu sorununu çözemeyiz. Bu hareketten yapısal bir önderlik çıkması zor olsa da çıkmalıdır. Eğer çıkaramazsak hareket sönümlenecektir. Çözüm var olan kemikleşmiş yapılara insan kazanmaktan da geçmiyor. Yeni örgütlülük biçimleri oluşması gerekiyor.

Özellikle bu sınıfı, bu kuşağı kendisine bağlayan ve de aynı kesime bu kesim ile sınırlı kalmamamız gerektiğini öğreten yapıların kurulması gerekiyor. Bu çok zor. Bunun reçetesi olmadığı için Amerika’daki “işgal et” hareketi dağıldı, İspanya’daki “öfkeliler” hareketi hiçbir yere gitmiyor, Yunanistan’daki hareket birbirine düşmüş durumda… Çözüm belki de çözüm Türkiye’den çıkacak.

Yaşayarak mı öğreneceğiz yani…
Pratik, bir öncü olacak burada bize. Ama teorik tartışma gerekmiyor diyemeyiz elbette. Aksine, tarihsel birikimlerin süzülmüş hali olan siyaset teorisine de ihtiyacımız var. Bizim tekrar dönüp, “Ne Yapmalı?” gibi “Hapishane Defterleri” gibi kitapları yeniden okumamız gerekiyor. Oradaki örgütlülük biçimini tekrarlamak amacıyla değil, geleneğin ortaya attığı teorileri bilerek hareket etmek amacıyla okunmalı. Hem biz bu hareketin kendisinden öğrenelim hem de bu sol yapıların nasıl sınırlı kaldığını görelim. Ve onların da birikimiyle yeni bir siyaset teorisini yeni bir siyaset anlayışının çıkması gerekiyor.

ÖNDERLER ÜZERİNDE GEÇİCİ SEÇİM İTTİFAKLARI KURULABİLİR

Bu eylemler liberaller tarafından kültürel eylemler olarak değerlendiriliyor. Siz bununla ilgili ne düşünüyorsunuz? Eylemler kültürel mi siyasal mı?
Siyasal bir hareket, kültürel bir hareket olarak görmüyorum. Ama bundan sonra daha da siyasallaşarak devam etmesi gerekiyor. Şükür diyorum ki bu liberallerin sesi kısık kalıyor bu süreçte. Kurumsal olarak hala çok güçlüler. Sözlerinin hala bir ağırlığı var ama. Üç ay önce onları daha çok insan dinlerdi. Artık daha az insan dinliyor. Benim o açıdan kaygım yok. İlk başta daha çok kaygılıydım. Fakat hareketi gördükçe bu insanların hakikaten Türkiye de fazla konuşacak yüzünün kalmamış olduğunu ve dinleyicilerinin de giderek azaldığını görüyorum. Liberaller hakikaten çok zemin kaybetmiş durumda Gezi eylemleri boyunca. Dolayısıyla birisi çıkıp bu anti politik bir harekettir siyasallaşmaması gerekir dediğinde kimse dinlemeyecektir.

Çatı partisi ve bağımsız aday tartışmaları var. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?Ben çatı partisinin kendisini bir çıkış yolu olarak görmüyorum. Daha geçici ittifaklar yapılmalı.

Nasıl bir ittifak?
Geçici seçim ittifakları önderler üzerinden ya da adaylar üzerinde anlaşma. Geçici olarak bu olabilir. Bunu fetişleştirmeden ve başarısızlığa uğradığı zaman da hayal kırıklığına yol açmadan yürütülmesi gerekiyor. Ama asıl öncelik bu değildir.

Asıl öncelik nedir?
Bizim buradan nasıl bir örgüt anlayışı çıkaracağız. Yani 1902′nin öncü örgüt anlayışı olamaz artık bu. Ama onu da bilmemiz anlamamız tarihsel koşulları içerisinde onaylamamız gerekiyor. Mesela bütün kazanımları ve sınırları içerisinde Taksim Dayanışması’nın değerlendirilmesi lazım. Taksim Dayanışma nasıl bir yapı? Niçin odalar bu kadar ön plana çıktı? Bütün bunların gerçekten çok iyi değerlendirilmesi lazım. Çatı partisini reddediyorum diyorum ama Taksim Dayanışmaya baktığım zaman aşağı yukarı çatı partisi gibi bir şey. Türkiye’nin hemen hemen bütün sol gelenekleri orada. Hem de klasik anlamda sol da değil. Feministler, anarşistler, çevreciler, LGBT falan herkes var orada. O açıdan bir öğreticiliği olabilir. Bu tür yapılardan bir şeyler öğrenilebilir. Mesele şu; Öyle bir örgütlenme çıkaracaksınız ki. Seçimlerde kim kazanırsa kazansın ya da kaybederse kaybetsin çok fark etmeyecek.

DOÇ. DR. CİHAN TUĞAL

Doç. Dr. Cihan Tuğal, Boğaziçi Üniversitesi ve Michigan Üniversitesi sosyoloji bölümlerinde lisans ve doktora eğitimini tamamladıktan sonra Northwestern ve San Diego üniversitelerinde siyaset sosyolojisi, din sosyolojisi, sosyal teori ve Ortadoğu üzerine dersler verdi. ‘Pasif Devrim / İslami Muhalefetin Düzenle Bütünleşmesi’ adlı kitabının yanı sıra, toplumsal hareketler ve partiler, kentleşme ve sınıfsal dönüşümler, Mısır ve Türkiye hakkında bilimsel makaleler yayınladı.

Tuba Güngör
22 Temmuz 2013
Haberin kaynağı için tıklayınız;evrensel.net