Sendika.org: Devrim göz kırptı – Ahmet Tonak

Bu yazıya nasıl başlamalı?

Mesela Osman Akınhay gibi: “Mümkün olmayacak bir şeyi deneyelim ve bu olaylara mesafe alarak, soğukkanlılıkla bakmaya çalışalım. Yok, olmaz. Sıcak, somut bir isyanın, daha özü, bir “ayaklanma”nın içindeyken, kimse mesafe alamaz. Ne siyasal iktidar ne sokaktakiler ne de seyirciler.” (tinyurl.com/prkyxbc)

Mesela Foti Benlisoy gibi: “Korkmakta haklılar. Afalladılar, şaşkınlık, hatta panik içerisindeler. Özgüvenleri yerle yeksan oldu. Erdoğan’ın apar topar Mağrip ülkelerine yollanması da Gül ve Arınç’ın ‘iyi polis’ rolünü oynamaları da Erdoğan’ın dönüşünü bir nümayişe çevirme çabası da hep bu acz halinin bir ifadesi.” (fotibenlisoy.tumblr.com)

Ya da şu haberle: “Öğrenci Kolektifleri’nin Gezi Parkı çalışmalarına özel olarak kurduğu Gezi Parkı Kolektifi, çalışmalarına başladı. Taksim’de yığılmalar yaşanan metronun diğer kanadını da kullanıma açtı. Halkın ulaşım hakkından daha rahat faydalanabilmesi için Taksim’de çift yönlü olan çıkışlardan birinin önünü önce temizledi, daha sonrada metro çalışanları ile birlikte kullanılmayan kanadı kullanıma açtı.” (sendika.org)

Ya da haberle yetinmeyerek Facebook’tan, hem de kendimden alıntı mı yapsam: “Allah allah, hem kapatma hem de açma kararını kendi kendilerine mi vermiş bu şarabiler, pardon ‘çapulcular’? Bayağı şaşırdım. Kimbilir idare-i maslahatçılar ne kadar şaşırmıştır?”

***

İsyanı tetikleyen dayatma ile başlayalım. İktidarın şahsında tecessüm ettiğini ikide bir hatırlatmakta beis görmeyen muktedir Erdoğan’ın Gezi Parkı’ndaki ağaçları kesip, parkın yerine kışla estetiği ile bezeli AVM-Rezidans karışımı bir binayı kondurma kararıyla. Bu dayatma ilk ağızda Gezi Parkı’nı kullananları, onun orada olmasının farkında olup, parkın korunmasını isteyenleri kızdırdı. Ama hepimizin bildiği gibi bu karar, Taksim’in ucubeleştirilmesi projesinin, o proje de “kentsel dönüşüm” denen sermayeye peşkeş çekme sürecinin ve bütün bunlar da özelleştirmeci zihniyetin yani kapitalizmin krizini aşma stratejisinin unsurlarıydı.

Neoliberalizmin tarihini özetlemenin gereği yok. Şu kadarı zaten malum: 1970’lerdeki krize çözüm olarak devletin, kamunun küçülmesi, sosyal harcamaların kısılması, her alanda liberalizasyon, özelleştirme furyası neoliberal virüsün alameti farikasıdır. Erdoğan’ın Gezi Parkı projesi “Taksim’in yayalaştırılması” veya “kentsel dönüşüm” etiketlerinin arkasına saklanmış basbayağı bir özelleştirmedir.

Gezi Parkı özelinde özelleştirme, park kimsenin özel mülkiyetinde olmadığı için halkın parkta dolaşma, ağaçların gölgesinden yararlanma imkanının (anaakım iktisadın “parkın sunduğu hizmetler” şeklinde formüle ettiği!) sermaye yanlısı devlet tarafından geçici gaspıdır. Geçicidir, çünkü gasp sonrasında, birilerine “rant sağlama” olarak nitelenen mekanizmalarla, mesela AVM’nin veya rezidansın işletmesini şirketlere devretme, kiralama, satma yolları ile, özel sermayeye kamunun serveti aktarılmış olacaktır. Kamu mülksüzleştirilerek sermayeye birikmiş servet altın tepsi içinde sunulacaktır (accumulation by dispossesion). Bizlere de kışlamsı AVM-Rezidans’ın bahçesinde plastik ağaçların gölgesinde Starbucks’ın 7,5 TL’lik kahvesini yudumlamak düşecektir.

İşte halk, hem de bayağı genç bir kesimi halkın, bu gidişe dur demiştir. Ve pankartını kestirtmediği ağaçlar arasına germiştir:

Devrim göz kırptı…

Ahmet Tonak
9 Haziran 2013
Kaynak; sendika.org