BirGün: Tedavinin son aşaması “Ali”- Kerim Akbaş

Umudun gün yüzüne daha görünür ve sağlam biçimde çıktığı şu günlerde insanın sınırsal/sınıfsal ayrımını hiçe sayan, bitmeyen bir direnişin şiirsel karşılığı: Ali; Sel Yayıncılık etiketiyle, Temmuz 2013’te raflardaki yerini aldı. Küçük İskender’in yıllardan beri emek verdiği birikimler yine oldukça dinç ve uzun soluklu bir kitapla devam ediyor; öyle ki, şeyleri uygun zeminlere gittikçe zenginleşen bir dil ve anlamla bütünleştiren ‘acıdan deli gibi içmiş’ bir şairin okuyucuya bu kitapta sunduğu şey, İskender şiirindeki imgelemin beraberinde çok çeşitli ruh halleri getirdiğinden ziyade hasardan geriye kalan bir menzil. Yıllar içinde onlarca şiir ve özgün metinden oluşan birçok kitap kaleme alan İskender, Ali’de; inatlaştığı, direndiği şeyleri bir kez daha gözden geçiriyor; yeniden deniyor ve ulaştığı yalanları, yanlışları şuursuzca paylaşıyor. Aslında şuur denilen anlamın sistemin yönlendirdiği şeyler bütünü olduğunu İskender’in metinlerinden/şiirlerinden biliyoruz, lakin burada küçük İskender’in şiir örgüsü; kalıplaşmış, daha doğrusu yinelenen ifadelerden çok yeni bir anlamı irdelemek üzerine okunmalıdır, çünkü anlamını gittikçe genişleten bir dili nesnel yörüngede tanımlamak şiirin kendi varlık bilincidir. Zaten kendi şiir dilini ‘farklı’ olanla bütünleştirerek oluşturan bir şairin ortaya koyduğu iş, daha kitabın başlangıcında fevkalade kuvvetli bir önsöz niteliğindeki şiirinde kendini gösteriyor: ‘‘Bir ağaç eğilip ısırarak koparttı toprağın kafasını / Her yere her şey dağıldı, her şey herkese mesafeli / Hepsini anlasam da bağımlı değildim hiçbirine / Kalbimiz buzun içinde tereddütsüz su kafesi / Göz seviyesi yükseliyordu, boğulacaktık da nafile / Kuvvetli bir nefes alıp dünyaya teslim oldum’’ . ‘İstanbul’da intihar vakti’ isimli şiir şu vurucu dizelerle devam ediyor: “Fikirleri tüketen aşkların kabilesindendim öteden beri / Tanımadan koruduğumuz hikâyeler nedeniyle zaten acı, / Duvarlarına çizeceğimiz hayvanlar ve cesetler için / Düşüne düşüne ben de beynime bir mağara oydum’’.

küçük iskender

Dünyadaki çoğu mevzunun İskender şiirinde ayrı bir anlamı olduğu gayet açık, öyle ki; herhangi bir algısal yıkımı üslubun örttüğü bir hesaplaşmayla okuyucunun yeniden yaratması mümkün: “Oldu bittiye getirildi galakside evham, mis gibi boşlukta amaçsızlık / Ağzı muz bir kadının gölgesi aydınlatıyor çatlak camların güzel adını / Ağzı elma bir kalabalığın içinden / Bütün kuşlar toprağa doğru havalanmış, geliyorlar, gece ünlemdir / Bilinçaltı geceye önlemdir -Deliler ateşe akıl getiriyorlar, sokulsalar.’’ Kitabın devamındaki atom lambası adlı bu şiirde küçük İskender, şiirinin çemberini iyi bilenler yahut o çemberle ilk defa karşılaşanlar için aslında hepimizin direndiği şeyleri kolektif bir yarayla daha da geliştiriyor: “Cümle insanlık gerçek bir takım gibi çıkıp sahaya / Şimdi küme düşerken, bari alsak bu son maçı!’’. Şiirde anlamın kapladığı şeyler bütününün küçük İskender şiirinde asla ötekileşmediği çok açık, zira her olgunun yeniden can bulduğu bir kitap Ali.

Kitabın ilk dizesinden son dizesine kadar gür bir sesle karşı karşıyayız; özgürlüğün hayata, hadiselere daha çok yayılması gerektiğini gösterdiğimiz bu günlerde Küçük İskender şiirinin politik tavrı yine tüm dizelerin içine ustaca işlenmiş. Geçmişle geleceğin kesiştiği yerden, vicdansız bir sistemin aşağılık dayatmalarına karşı çıkan bu dil; asla alışılmışlığa yaslanmadan, her şiirde çok daha kuvvetli birer ruhsal darbeyle devam ediyor. Bunlar aslında İskender şiirinin kuşkusuz en önemli unsurlarından; anatomik bir imgelemin kökünde zamansal algının kırılışı, ruhsal kesiklerin oluşturduğu politik bilinçaltı, algı tasarrufunun önemi, bitmeyen bir arayış ve his, okuyucuya gittikçe daha verimli ipuçları veriyor.

İlerleyen bölümde karşımıza çok kuvvetli bir şiir çıkıyor, kitaba da adını veren bu şiir aslında çok geniş anlamlarda okunabilir. Tarihsel ve politik açıdan; aşk, öfke ve yalnızlık üçlüsüyle beraber ciddi ve fazlasıyla ağır bir şiir Ali: ‘’Öyleyse ben size hep Ali diyeceğim / Aşk bazen çok Ali / Mehmetler ölüyor, Aliler öldürülüyor çünkü / Ayşelerse doğuştan ya dul ya evli / Ayşe bazen çok Ali’’. İskender’in Ali imgeleminin altında aslında oldukça önemli isimler yatıyor, toplumsal olan, insanı alakadar eden çoğu alt başlığı bu şiirde anımsamak da mümkün. Anlamın şiirde herhangi bir sınırının olmayacağını, ama sınır denilen şeyin şuurdan / imgelemden ziyade çokça emekle kurulmuş bütünlük olduğunu söylüyor Ali.

Kitabın sonlarına doğru politik tavır çok daha sert bir anlatımla karşımıza çıkıyor. Aslında şairin benliğindeki bu politik tavır, şiirine oldukça yerleşmiş ve okuyucuya ağırlığını hissettiriyor. Belki de kitabın en kuvvetli şiirlerinden biri, ‘üniversite otobüsü’; yakın zamanın İskender gözünden tasviri: “Sahici mızıkam olsa çalardım onun için / Sokaklarda döve döve öldürülmüş bir müzisyenin şarkısını / Zaten kız da o yüzden gidiyor, çocuğun cesedi üniversite girişinde / Biber gazı, tuz ruhu, siyanür, cop ve hakeza sosyal sevgi gösterisi’’ . “…Kimse müziksiz dans etmeyi beceremiyorsa evrende / Kimse işitmediyse kendi içinde çalan orkestrayı / Artık ne fark eder, o otobüs gelse de olur gelmese de’’.

Sonuç olarak Ali’yi özellikle bu süreçte okumak, tekrar tekrar okumak, ipuçlarını sorgulamak oldukça önemli. Kitaptan son bir dize: ‘’Sıkıysa cümle içinde kullan özgürlüğü / Bak bakalım kaç bucakmış nefret, intikam ve sayende biriken bela.’’

ALİ
Küçük İskender
Sel Yayıncılık, Haziran 2013

Kerim Akbaş
29 Temmuz 2013
Kaynak;birgun.net