BirGün: Rosa Parks’tan Duran Adam’a pasif direniş ve sivil itaatsizlik – Burcu Cansu / Doğu Eroğlu

Tarih boyunca iktidarlar baskı mekanizmalarını yoğunlaştırdıkça halklar da başkaldırıyı yaratıcı biçimlerde sürdürmeye devam etti. Günlük yaşam rutinleri aksatıldı, sistemin çarklarına çomak sokuldu. Küçük bir kıvılcımla başlayan sivil itaatsizlik eylemleri, bir anda toplumların bağrında yanan büyük bir ateşe dönüştü. Sivil itaatsizlik eylemleri faşizmin en şiddetli zamanlarında zulmedenlerin karşısında dikildi.

duranlar

Gezi Parkı eylemleri ile başlayan halk direnişi sürüyor. Başbakan Erdoğan Gezi Parkı eylemcilerini “Çapulcu” ilan ederken, Gezi Parkı’ndaki komünal yaşamı anlama çabasına girmeden, “Sidik kokuyor” diye tarif etmişti. Erdoğan’ın ülkenin dört bir yanında uygulanan polis terörüne direnen “Çapulcular” hakkında “Temizleyin” talimatı vermesiyle, Direniş’in Gezi Parkı ayağı şimdilik sona erdi.

İnsanlar sıkılan biber gazlarından, atılan tazyikli sulardan öldüler, kör oldular veya kafa travması geçirdiler. Kimisi yaralandı, kimisiyse ilk defa biber gazıyla ve gözaltıyla tanıştı. Yaralanan arkadaşlarını gönüllü revirlere taşıyanlar, polislere biber gazını geri fırlattıkça yükselen “Oley” sesleriyle direnişi yükselttiler. “Sık bakalım, sık bakalım, biber gazı sık bakalım. Kaskını çıkar, copunu bırak, delikanlı kim bakalım” diyerek polis şiddetiyle dalga geçtiler.

Pasif direnişin ve sivil itaatsizliğin haftalar boyunca polis şiddetiyle kırılmaya çalışılması, en sonunda “Duran Adam”ı ortaya çıkardı. Duran adam çok kısa sürede duran insanlara dönüştü ve Türkiye’deki gösterilerin yeni bir aşaması ve sembolü haline geldi. Taksim Meydanı’nda saatler boyunca hareketsiz ve sessiz durarak büyük ilgi uyandıran “Duran Adam”dan yola çıkarak, pasif direniş ve sivil itaatsizliği, yirminci yüzyıla bu yöntemleri kullanarak damga vuran olayları inceledik.

SİVİL İTAATSİZLİK 101: DEVLET ŞİDDETİNE PASİF DİRENİŞTE SİVİLLER!

Sivil itaatsizlik kavramının fikir babası olarak kabul edilen Amerikalı Henry David Thoreau, bu kavramı devleti bir makineye benzeterek açıklar. Thoreau’nun Sivil İtaatsizlik isimli eserindeki bir metaforda devlet makineye benzetilir; makine çok fazla adaletsizlik ürettiği durumlarda vatandaş, makineyi durdurmak için bir direnç oluşturmayı kendine ödev edinir. Ancak bu direnç, sivil olmanın doğası gereği, medeni ve nazik, yani şiddetsiz bir dirençtir. Aynı kavramı John Rawls, hükümet politikalarının değiştirilmesi hedefiyle kamuoyu önünde gerçekleştirilen, şiddet karşıtı politik eylem olarak tarif eder. Kimi teorisyenler, sivil itaatsizliğin yasal olmayan eylemlilikler içerebileceğinden ötürü, eylemcilerin karşılaşılabilecek cezai yaptırımlara katlanması gerektiğini söylese de, kimileriyse eylemlerin meşruiyetinin cezasızlığı savunma noktasında yeterli olduğunu ileri sürer.

BÜYÜK TUZ YÜRÜYÜŞÜ!

1930 yılında, Gandhi’nin önderliğinde, 60 bin Hintli, İngiltere’nin uyguladığı Tuz Yasası’nı ve üretime getirilen vergileri protesto ettiler. Yaklaşık 400 kilometrelik bir yürüyüşün ardından Hint Okyanusu kıyısındaki Dandi Köyü’ne varılıp, denizden tuz çıkartılmasıyla sona eren eylem, İngilizlerin eylemcileri tutuklamasıyla yeni bir politik boyut kazandı. Hintlilerin tuz üretemeyeceğine ilişkin yasayı işlemez hale getiren eylem, Hindistan’ın bağımsızlık mücadelesinin sembolü olarak tarihe kazındı.

ROSA PARKS VE OTOBÜS EYLEMLERİ!

1950’lerin ilk yarısında ABD’nin güney eyaletlerinde zenciler ve beyazlar otobüslere ayrı kapılardan biniyorlar, zenciler otobüsün sadece arka tarafında, şeritle belirlenmiş kısımdaki koltuklara oturabiliyorlardı. 1 Aralık 1955’te, beyaz yolcuların ayakta kalmış olduğu gerekçesiyle şoförün bu şeridi bir sıra geriye alarak, dört zenciden beyazlara yer vermelerini istemesine karşın Rosa Parks’ın kalkmayı reddetmesi büyük bir hareket başlattı. Sinirlenen şoför polis çağırdı ve Parks tutuklandı ancak zenciler bir yıl süreyle otobüsleri boykot ettiler ve ayrımcı uygulamaları sürdüren şirketlere büyük ekonomik zararlar verdiler. 20 Aralık 1956’da bu ırkçı uygulama son buldu ve eylemler bitti.

1968 HAREKETİ VE YATAK EYLEMLERİ

ABD’nin Vietnam savaşı üzerine tüm dünyada başlayan eylemler, öğrenci gruplarının, savaş karşıtları ile vicdani retçilerin, feministlerin, ekolojistlerin ve ayrımcılık karşıtı hareketlerin yepyeni pasif direniş ve sivil itaatsizlik yöntemleri üretmesini sağladı. 1969’da evlenen John Lennon ve Yoko Ono çifti de, özel hayatlarına olan basın ilgisini farklı bir eylemlilik biçimine dönüştürerek bu 1968 hareketine katkı yaptılar. Bir başka pasif direniş yöntemi olan oturma eylemleri sonrasındaki tutuklamaları protesto etmek isteyen Lennon-Ono çifti, tüm dünya insanlarını “yatak eylemleri” yapmaya çağırdılar. “Barış için yatağa girin” çağrısıyla yapılan eylemler kapsamında Montreal ve Amsterdam’da birer hafta yataklarında yaşayıp basın ve toplumla buluşan çift, savaş karşıtı mesajlarını bu yolla tüm dünyaya ilettiler.

1999 SEATTLE DÜNYA TİCARET ÖRGÜTÜ PROTESTOLARI!

DTÖ’nün yeni binyılda uygulanacak ticaret sistemini görüşmek üzere 1999’da Seattle’da toplanması, pek çok protestoya yol açtı. İlerleyen dönemde küreselleşme karşıtı siyasi hareketin en önemli toplumsal olayı haline gelen olaylar, polisin pasif direniş yöntemlerini benimsemiş kitlelere yönelttiği ağır saldırılar yüzünden “Seattle Savaşı” olarak da anıldı. İnsan zincirleri oluşturarak konferans salonlarına erişimi kesen, yüksek binalara, vinçlere slogan ve afişler asan, yürüyüş ve mitingler gerçekleştiren insanlara polis ağır müdahalelerde bulundu. Seattle olaylarından sonra Dünya Bankası, G-8 ve IMF gibi organizasyonlara karşı bir anda yaygın küresel tepkiler oluştu.

SÜREKLİ AYDINLIK İÇİN BİR DAKİKA KARANLIK!

Gezi Parkı Direnişi’yle yeniden gündeme gelen pasif direniş ve sivil itaatsizlik, Türkiye için yeni kavramlar değil. Susurluk Kazası ile ortaya çıkan devlet ve mafya ilişkilerinin yargı önüne çıkartılması talebi, her akşam saat 21’de evlerdeki ışıklar kapatılarak, zaman zamansa kitlesel yürüyüşler ve gösteriler şeklinde dile getirildi. Tıpkı Gezi Parkı Direnişi boyunca yapılan tencere-tava eylemleri hakkında, “Tencere tava, hep aynı hava” tepkisini veren Başbakan Erdoğan gibi, dönemin siyasileri de 1997’deki eylemleri değersizleştirmeye çalışmışlardı. Refahyol koalisyon hükümetinin lideri Başbakan Necmettin Erbakan’ın eylemler hakkındaki yorumu, “Gulu gulu dansı yapıyorlar” biçiminde olmuş, Adalet Bakanı Şevket Kazan ise “Mumsöndü oynuyorlar” demişti.

DURAN ADAMLA DURDULAR!

Duran adama dünyanın bir çok yerinden destek eylemleri geldi. Taksim’de ise, insanlar durarak duran adama destek verdi, ilk gün polis müdahale etti. Ardından yurdun çeşitli yerlerinden duran adama destek eylemleri gelmeye başladı. Duran adam tweeterda fenomen oldu. Taksim’de ‘milli içkimiz’ olan ayranı önüne koyan insnlar durmaya başladı . Ankara’nın simgelerinden İnsanlık Anıtı’nın tek gözü kapatıldı, insanlar İnsanlık Anıtı önünde durmaya başladı. Güvenpark’ta ise Ankara’da polis kurşunu ile katledilen Ethem Sarısülük’ün fotografına güller bırakılarak, durma eylemleri başladı.. Sivas’ta Madımak Oteli önünde durma eylemleri başladı.

***

Duruyoruz ama niye duruyoruz?

Taksim Meydanı’nda duranlarla konuştuk. Duranların gerekçeleri, direnişte kullanılan eylem biçimleri kadar çeşitli…

Büşra:
Polis şiddetini en iyi şekilde protesto ettiğimize inanıyorum. Bizler kesinlikle şiddet yanlısi değiliz, barış yanlısıyız. Durarak barışı gösteriyoruz, şiddete son verilmesi gerektiğini ifade ediyoruz.

Batuhan:
Hükümet tarafından yapılan eylemlerin şiddet odaklı olduğu öne sürülerek polis şiddeti meşrulaştırılmaya çalışılıyor. Biz barışçıl niyetlerimizin olduğunu, şiddet eğilimlerimizin olmadığını ve hakkımızı ne olursa olsun aramaya devam edeceğimizi bu biçimde gösteriyoruz.

Seden:
Gezi Parkı’ndaki direnişimizi sonlandıramayacaklarını, bir şekilde her yerde bu direnişe devam edeceğimizi göstermek istiyoruz. Ağaçlara sahip çıktık, çevreci değil dediler ve bizi gazladılar; hayatımıza, özgürlüğümüze sahip çıktık ve bizi yine gazladılar, şimdi sadece duruyoruz ve duranlar gözaltına alınıyor. Aslında herşey açık ve net ortada!

Murat:
Sağolsunlar, dış mihraklar olmasaydı burada böyle duramazdık! Hadi asıl şimdi bizi durdursunlar!

Suat:
Başbakan “durmak yok, yola devam” dedi ama biz artık durma zamanının geldiğini düşünüyoruz. Bu eylemin birtek tuzu, biberi ve gazı eksik!

Emre:
Gaz maskesi son 20 gündür bizim nefes almamızı sağlayan yegane araç oldu. Polis saldırısından sonra meydan halka açıldığında kendimi mülteci kampında bir çocuk gibi hissettim. Çünkü her yer birkaç gün öncesine kadar bize saldıran insanlarla(polis) doluydu. Meydanda sanki bir sindirilmiş havası vardı. Ama bu eylem böyle bir şeyin olmadığını göstermenin en güzel aracı oldu. Ama burada hala polisler olduğu için ben de hala nefes alamıyorum, o yüzden gaz maskesi ile duruyorum.

Burcu Cansu - Doğu Eroğlu
21 Haziran 2013
Kaynak; birgun.net