BirGün: Gezi sorusuyla Gül’ü şoke eden Dr. Altındiş BirGün’e konuştu

Harvard Üniversitesi’ndeki konuşması sırasında, sorusuyla Cumhurbaşkanı Gül’ü şok eden Dr. Emrah Altındiş BirGün’e konuştu: “Gezi’de yaşamını yitirmiş tüm arkadaşlarımızın ailelerine selam söylüyor, acılarını paylaşıyorum…

gezi-sorusuyla-gulu-sok-eden--dr.-altindis-birgune-konustu-1

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, oğlunun mezuniyet töreni için bulunduğu Harvard Üniversitesi’nde katıldığı, ‘Güncel Bölgesel Konular ve Geleceğe Bakış’ başlıklı panelde dinleyiciler arasında bulunan Dr. Emrah Altındiş’in sorusuyla adeta şoke oldu.

Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde doktora sonrası çalışmalarını yapan, Mikrobiyoloji ve İmmünobiyoloji bölümünde araştırmacı olarak bulunan Dr. Altındiş, Cumhurbaşkanı Gül’e “Türkiye ’de insanlar ölürken geceleri nasıl uyuyorsunuz” diye sordu. Soruyu Türkçe soran Altındiş’in ısrarı sonucu soru İngilizce’ye çevrildi.

Sorusu sırasında korumalar tarafından ‘sen insan değilsin’ sözleriyle taciz edilen Altındiş’in “Kimse sana böyle soru sorma hakkı vermez” diyen Gül’e yanıtı, “Türkiye’de dayak yerdim” oldu.

Dr. Emrah Altındiş şöyle konuştu: “Bildiğiniz gibi şu an Gezi olaylarının yıldönümündeyiz. Geçen sene Nobel ödüllü meslektaşlarımızla Science dergisinde bir makale yayınladık. Sizin başında olduğunuz Türkiye Cumhuriyeti devletini sekiz vatandaşını öldürdüğü, 90 insanımıza kafa travması yaşattığı, dokuz insanın gözünü yitirdiği, binlerce insanı gaza boğdu için protesto ettik. Fakat Türkiye’de şiddet devam ediyor. Günde üç kadın öldürülüyor. dört işçi iş kazalarında katlediliyor. Roboski katliamında sizin başında olduğunuz ordu 34 kişi öldürdü. 17’si çocuktu. Siz Ankara ’da yaşıyorsunuz. Kızılay’da Ethem Sarısülük başından kurşunla vuruldu. Katili dışarda. Siz böyle bir devletin başında olmaktan utanmıyor musunuz? Nasıl bize burada demokrasi yalanları söylüyorsunuz? Geceleri nasıl uyuyorsunuz? Belkin Elvan 14 yaşındaydı. Sizin Başbakanınız 14 yaşındaki çocuk için terörist diyor. Lütfen sorum tercüme edilsin..”

Cumhurbaşkanı Gül de “Söylediğin sözler doğru değil. Bir başkası olsaydı sana bu soruyu sordurmazdı. Bu olaylar başka ülkelerde de oluyor. Gezi parkında sağduyulu bir hareketle başlayan eylem, ilk başta doğru bir şekilde kontrol edilemeyince yasadışı örgütler bunlara katıldı. Bunlar tabii ki çok üzücü’’ şeklinde yanıt verdi.

BirGün’e konuşan Dr. Altındiş, olayın detaylarını anlattı…

>>Sorunuzun asıl amacı, Türkiye’de olanları ABD’lilerin duyması mıydı, yoksa bu bir protesto muydu?
Türkiye’de artık devlet şiddeti gündelik yaşamın bir parçası haline geldi. Daha önce de şiddet sürüyordu ancak AKP’yle bu şiddet sarmalı yapı değiştirdi, Gezi Direnişi’nden sonra son bir yıldır şiddet sürekli artmaya başladı. Sekiz tane gencecik insan katledildi barışçıl gösterilerde. 1 Mayıs’ta tekrar çok büyük bir polis şiddetine maruz kaldı insanlarımız. Ardından Soma’daki katliam geldi ve ardından Soma dahil protestoların uğradıgı polis şiddeti… Turkiye’de günde dört işçi iş cinayetlerinde ölüyor, üç kadın öldürülüyor. Şiddet hayatın her alanında ve devlet eliyle çok yaygın kullanılıyor. Ben buraya, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni temsilen en yetkili kişi geldiğinde bunu onun yüzüne söylemenin anlamlı olduğunu düşündüm; çünkü Türkiye’de medya, özellikle anaakım medya baskı altında, sokakta her gün yaşanan gerçekler, yetkililerin yüzüne söylenemiyor. Bu bir protesto muydu? Aslında gerçekten merak da ediyordum; bütün bunlar olurken bu devleti temsil eden kişi rahat uyuyabiliyor mu, vicdani rahat mi diye. Ama tabii ki bu sorunun içinde bir protesto boyutu da var.

>>Cumhurbaşkanı Gül’ün verdiği yanıta ne dersiniz?
Bana cevabında diyor ki ‘Sen bana bu soruyu soramazdın.’ Bu bile kafalarındaki antidemokratik kültürün ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. Bir üniversitede bir konuşmacıya neden soru sorulamasın, böyle saçma bir mantık olabilir mi? Ortada hakaret yok, fiziksel şiddet yok, ‘Sen bana bunu soramazsın’ diyor. Ben de zaten cevap verdim refleksif olarak, ‘Türkiye’de olsa dayak yerdik’ diye. Ayrıca, ben o üniversitede çalışan bir bilim insanıyım, bana neden “sen” diye hitap ediyorsunuz? O esnada bir de beni korumalar taciz etti sürekli sözleriyle, ‘İnsan değilsin, insan gibi ol, insan gibi konuş’ diyerek sürekli bana laf atıp taciz ediyorlardı sorumu sormaya çalışırken.

>>Soruyu sorarken görüntülere yansımayan bir şey yaşandı mı?
Cumhurbaşkanı bu soruyu beklemiyordu. Oldukca bozuldu. Cevabında da belli olduğu gibi aslında tum konusmasi ile celisen bir soru soruldu; çünkü konuşması boyunca hem kendisi, hem de onu sunan Harvardlı Profesör Türkiye’nin ne kadar demokratik, Ortadoğu’da parlayan bir yıldız, bir model olduğunu anlattılar Benim Berkin Elvan’dan, Ethem Sarısülük’ten, Roboski’den, sekiz insanımızdan, kadın ve işçi cinayetlerinden bahsetmem üzerine, ortam bir anda buz kesti.

>>Gül’ü sunan Harvardlı Profesör Türkiye’de yaşananları biliyor muydu? Orada Türkiye algısı ne durumda?
Harvardlı Profesör Türkiye’de ne olup bittiğini ne kadar takip ediyor, bilmiyorum. Fakat Türkiye’yle Amerika’nın çok yakın ekonomik ve militarist ilişkileri var. Onunla birlikte Abdullah Gül imajı yurtdışında Tayyip Erdoğan’dan farklı. Daha demokrat ve ılımlı olarak biliniyor. AKP de Türkiye’yi demokratikleştirdiğini iddia etti ve Türkiye ve dünyadaki liberallerin desteğiyle bu yanılsamayı dünyaya bir şekilde kabul ettirdi uzun süre. Batılı merkezler Arap Baharı sırasında Türkiye’yi model olarak gösteriyorlardı. Fakat Gezi sürecinde yaşanan insan hakları ihlalleri ile pek çok kafada Turkiye’nin demokratikliğine dair soru işaretleri oluştu.

>>İngilizce konuşuyorsunuz, özellikle Türkçe sormanızın sebebi neydi?
Öncelikle bu sözlerin Türkçe olarak, değişikliğe uğramadan, anlam kaybetmeden Türkiye’deki insanlara ulaşmasını istedim. Ethem Sarısülük’ün, Berkin Elvan’ın ve Gezi’de yitirdiklerimizin, Roboski’li gençlerin, Somali madencilerin aileleri beni Türkçe duysun, anlasın da istedim. Aynı zamanda bu benim ana dilim, kendimi en iyi ifade edebildiğim dil… Orada zaten çevirmen vardı veCumhurbaşkanı’da soruların neredeyse hepsine Türkçe cevap verdi.

>>Sorunuzun çevirilmesi konusunda uyarıda bulundunuz. Siz söylemeseniz çevirmeyecekler miydi?
Muhtemelen çevirilmeyecekti, ondan ötürü dört defa uyarmak zorunda kaldım.

>>Gezi başladığında da ABD’de miydiniz?
Üç yıldır Amerika’da doktora sonrası çalışmalarımı sürdürüyorum. Gezi’de de Amerika’daydım.

>> Bu soru Gezi sürecini ABD’de yaşamış olmanız dolayısıyla ödenmesi gerektiğini hissettiğiniz bir “borç” muydu?
Gezi olmasaydı da herhangi bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı, Türkiye’nin bu demokratik olmayan yapısından, insan haklarının sürekli ihlal olduğu, ifade özgürlüğünün olmadığı yapıdan rahatsız olacaktır. Gezi’yi bir milat gibi görsek de Turkiye’nin 90’larda Kürt illerinde yaşadıkları hak ihlallerini de unutmamak gerekiyor. Sokakta insanlar öldürülüyor, kadinlar, işçiler, eşcinseller… Sürekli devlet şiddeti sürüyor, Gezi olmasa da bu soru sorulmalıydı… Bu işin bir kısmı. İkinci kısmı ise Türkiye Gezi sırasında kendi içine baklıyordu doğal olarak ama dünyanın her tarafında forumlar oluşturuldu. Viyana’da, Paris’te, Barselona’da, Oslo’da, New York’ta, Boston’da pek çok Gezi forumu oluşturuldu ve bu forumlar sürekli destek eylemleri, söyleşiler yaptılar. Bu forumlar ‘Geziniyoruz’ adı altında bir network oluşturmuş durumdalar, sürekli iletişim halindeler. Boston forumu Bostonbul da bunlardan biri (www.bostonbul.org). Gezi sadece Türkiye’de kalmadı, dışarıya da yansıdı. Gezi buralarda da yaşandı ve forumlar hala aktif. Ama ben orada daha çok demokrasiden, insan haklarından, ifade özgürlüğünden, eşitlikten yana bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ve bir bilim insanı olarak konuştum. Zaten Nobelli bilim insanlari ile Science’a yazdigimiz makalede de tepkimizi bilim insanlari olarak gostermistik. Bu arada ben içeride soru sorarken Boston’da yaşayan yaklaşık 50 Türkiye vatandaşı ellerinde pankartlar kafalarında madencileri temsilen işçi baretleriyle salonun kapısında eylem yapıyordu.

>>Soruyu sorarken sizi taciz eden korumalar, ardından ne yaptı? Tehdit edildiniz mi?
Sonrasında da sürekli göz teması ve ‘seninle görüşeceğiz’ gibi kaş göz işaretleriyle tehdite devam ettiler. Ama onun dışında kimse gelip sözlü bir tehditte bulunmadı.

>> “Türkiye’de sorsam dayak yerdim” dediniz. Peki orada ne olur? Okulda bir olumsuzluk yaşar mısınız? Sonuçta okulun organizasyonu güllük gülistanlık giderken birden yönünü değiştirdiniz…
Bundan dolayı başıma bir şey gelir mi bilmiyoruım. Bunun hesabını yaparak konuşmadım açıkçası. Bir şey olabilir, ama şöyle düşünüyorum: Sevdiğim bir arkadaşım, Burak Ünveren, Yıldız Teknik Üniversitesi İktisat Bölümünde, Gezi olayları sırasında gözünü kaybetti, onun gibi pek çok bedel ödemiş dostumuz var. Sekiz canımızı kaybettik, Roboski’de 34 insanımızı katlettiler, Soma’da 301 insan gitti. Dolayısıyla burada bizim cesaret edemediklerimiz, alamadığımız riskler insanların kaybettikleri yanında hiçbir şey. Dolayısıyla başıma ne gelir, diye sormadım, bu soruyu sormayi kendime yediremedim. Çünkü birilerinin mutlaka bunları söylemesi lazım; Türkiye demokratikleşmiyor, Türkiye’de demokrasi, ifade özgürlüğü, insan haklarına saygı yok, Türkiye’de otoriter bir rejim her gün daha da güçleniyor ve Abdullah Gul de bu otoriter düzenden Tayyip Erdoğan kadar sorumlu. İnsanlara sürekli en barışçıl eylemlerde korkunç bir devlet şiddeti uygulanıyor, medyanın bağımsızlığı yok, gazeteciler işsiz kalıyor…

>>Orada Türkiye’den başka kişiler de vardı. Hatta biri daha soru sordu. Onların tepkileri ne oldu sorunuza?
Toplantıya insanlar davetiyeyle alındılar. Herkesin giremediği bir toplantıydı. Türkiyeli öğrencilerin bir kısmı, buranın çalışan avukatı, bilim insanı, finans sektöründe çalışanı, işçisi, yaklaşık 40-50 kişi dışarıda Boston forumu, Bostonbul olarak eylem yapıyordu o sırada. Pek cok insan gelip toplanti sonrasinda sorumdan dolayi beni kutladi ama benim icin en etkileyicisi Harvard’dan yeni mezun Mısırlı bir arkadaşin tepkisiydi, “Gül konuşmasında bize demokrasi dersi veriyordu, sen ona demokrasi dersi verdin, teşekkürler” dedi.

>>Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mi?
Soma’da yaşamını yitiren işçilerimizin, Roboski’li ailelerin, Gezi’de yitirdiğimiz kardeşlerimizin ailelerinin yalnız olmadıklarını, kendi dertleri ile dertlenen insanlar olduğunu bilmelerini istiyorum, tekrar hepsine başsağlığı diliyorum. GEZI’nin birinci yıl dönümünde sokaklara çıkacak ve korkunç devlet şiddetine rağmen demokratik bir Türkiye için emek verecek tüm insanlarımıza selamlarımı gönderiyorum…

Ömür Şahin Keyif
31 Mayıs 2014
Haberin kaynağı için tıklayınız; birgun.net