Bianet: Duvarlardan parklara Gezi’nin eylem repertuarı – Tuba Emiroğlu

Bu yazıda Haziran boyunca başvurulan eylem repertuarının temel karakteristiklerini orta­ya koymaya çalışacağım; Gezi sürecine rengini veren ve belirginleşen eylem biçimlerine değineceğim.

meydan

Türkiye, 27 Mayıs 2013 tarihinde başlayan ve 31 Mayıs itibariyle kitlesel ve ülke çapında bir hal alan Gezi Parkı eylemleri ile bir dizi doğrudan eylem ve sivil itaatsizlik eylemine şahit oldu. Haziran ayı boyunca direnişçilerin Gezi Parkı’nda çadırlarıyla nöbet tutması, duran adamlar ve kadınlar, yeryüzü sofraları gibi birçok yeni ve yaratıcı doğrudan eylem gerçekleşti. Bu durum ise Türkiye’de toplumsal hareketlerde başvurulan ey­lem repertuarını yeniden tartışmaya açtı. Bu yazı kapsamında Haziran ayı boyunca başvurulan geniş eylem repertuarının temel karakteristiklerini orta­ya koymaya çalışacağım. Elbette bu geniş repertuarın tümüne değinmek mümkün olamayacak bu sebeple Gezi sürecine rengini veren ve belirginleşen eylem biçimlerine değineceğim.

Eylem repertuarı, toplumsal hareketler alanında, kolektif eylemleri gerçekleştiren gruplar tarafından çeşitli talepleri dile getirebilmek, bunları iktidarın gündemine sokabilmek ve daha fazla insanı kendi hareketlerine çekebilmek için kullandıkları araçları ifade eden bir kavramdır. Literatüre Charles Tilly tarafından kazandırılan “eylem repertuarının or­taya konan çeşitli eylem türlerini ifade ettiğini söy­lemek yanlış olmayacaktır. Eylem repertuarı, ”or­tak çıkarlar temelinde toplu hareket etme araçları’ anlamında kullanılmaktadır.

Charles Tilly 1760′tan önce dünyanın hiçbir ye­rinde gösterinin kayda geçmediğini savunur. Bu tarihten sonraki gösteriler, kolektif hakların yöne­ticilere bildirilmesi ve bunun için yapılan yürüyüş, imza toplama gibi aktiviteleri içermekteydi.’ Michel Offerle’nin aktarımıyla ise eylem repertuarı kavra­mı “Tilly’nin 1970lerin sonunda 17. ve 18. yüzyıl­lardan, 19 ve 20. yüzyıllara kadar olan dönemdeki karşı çıkma şekillerini belirgin bir biçimde ortaya koyabilecek farklılıkları, makro sosyolojik açıdan ve ideal tipik bir üslupla biçimlendirme ve de kar­şı çıkanların hem kendilerini hem de taleplerini, korkularını, nefretlerini ifade etmek için kullan­dığı çok sayıdaki eylem yolunu belli başlık altında toplama tarzına açık ya da örtük olarak gönderme yapar.[1] Bu sebeple eylem repertuarı kavramı hem incelenen hareketlerin tarihsel bağlamı hakkında ipuçları verir hem de bizlerin eski-yeni kavramsallaştırması yapmadan dönemsel özgünlükler hak­kında konuşabilmemize olanak sağlar. Tilly’e göre ekonomik dönüşüm, kentleşme, devletin oluşum süreci ve dolayısıyla günlük hayatın yeni yapıları, yeni bir hareket repertuarının ve yeni örgütlenme biçimlerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. 18. yüzyıldaki yiyecek ve vergi ayaklanmaları yerini 19. yüzyılda gösteri, grev gibi hareketlere ve daha kapalı dayanışma ağları biçimindeki örgütlenmeler de yerini gönüllü örgütlere bırakmıştır. [2] Tilly’nin oluşturduğu kolektif hareket tiplerinin analitik ka­tegorileri eylemlerdeki değişimi açıklamaya yönel­miştir.

Bu araçların neler olacağı, eylemi gerçekleşti­ren grubun yapısına, amaçlarının radikalliğine, vs. bağlı olarak değişir. Bu konuda yapılan çalışmalar, örneğin, öğrenci eylemleriyle işçi ya da köylü ey­lemlerinin eylem repertuarlarının farklılaştığının üzerinde durulmaktadır. Ayrıca, tarihsel süreç için­de toplumsal ve ekonomik yapıdaki değişimlerin de eylem repertuarının belirlenmesinde etkili ol­duğunu gösteren çalışmalar vardır [3]

Gezi eylemleri sürecinde baktığımızda başvuru­lan doğrudan eylemler sırasında protestocuların yaşadıkları adaletsizlikleri göstermek, bunların kay­naklarına işaret etmek ve alternatif çözüm yolları önermek için genellikle yaratıcı ve yasaların sınır­larını zorlayan eylemleri tercih ettiklerini görürüz. Oturma eylemi, grev, insan zinciri, hareketsiz dur­ma eylemi gibi çeşitli eylemler bu gruba dahildir.

Gezi süreci boyunca gerçekleşen tüm bu eylemlerde yaratıcılığın oldukça önemli olduğunu gördük.

Her daim yeni ve çarpıcı eylemler bulma arayışı sonucunda toplumsal hareketlerin eylem repertuarları durmadan değişir ve gelişir. Gezi eylemleri sürecinin de özellikle parkın 16 Haziranda orantı­sız şiddet uygulayarak dağıtmasına kadar geçen sü­rede “mizah” ve “şenlilik” bu eylemlerin dokusunu oluşturmuştur. Öte yandan eylemlerde başvurulan repertuar karşılaştığı polis baskısı ve şiddeti sebe­biyle de değişebilir. Bu tür denetim baskı ve şiddet biçimleri kimi durumlarda eylemleri marjinalleştirmeye ve böylece meşruiyet zeminlerini sarsmaya dönük olabilmektedir.[4] 16 Haziranda karşılaştığı polis şiddetinin de etkisiyle Gezi parkı eylemleri bu tarihten itibaren pasif direniş eylemleri gerçekleş­tirmek ve polis şiddetine karşılık vererek çatışmaya girmek şeklinde iki rota izlemiştir. Bu yazı kapsa­mında hem doğrudan eylem biçimlerine ve sosyal medyanın bu repertuara etkisine değinmeye hem de polis şiddetiyle karşılaşan repertuarın nasıl dö­nüştüğüne odaklanmaya çalışacağım.

Gezi’nin Eylem Repertuarı

Gezi eylemleri üzerine konuşurken ya da bu ey­lemleri analiz etmeye çalışırken başvurduğumuz kavramlar öncelikle “yenilik”, “şenliklilik/mizah” ve “yaratıcılık” olmuştur. Bu süreçte başvurulan eyle­min içeriği kadar formunun da önem kazandığını söyleyebiliriz. Bu bağlamda Gezi sürecinde eylem repertuarı olarak öncelikle klasik eylem formla­rının yanı sıra bu süreçte kimi yeni formların da kullanıldığını gördük. Bu noktada yaygın söylem eylemin şenliklendirilmesi ve “sıkıcı” formlardan arındırılması gerektiği olmuştur. Ancak yine de be­lirtmekte fayda var ki yürüyüş düzenlemek, basın açıklaması yapmak gibi formlar da hâlâ yaygın ey­lem biçimleri olarak varlıklarını korumuşlardır. Bu süreçte yeni deneyimler ve militanların yaratıcılığı da eylemlerde önemli olmuştur. Bireysel yaratıcılı­ğın protestolardaki önemine dikkat çeken Jasper bu durumu “sanatkârlık” olarak adlandırmaktadır.[5]

Ayrıca eylemler boyunca ve bugün hala özellikle duvar yazılarında kendini gösteren mizah duygusu Gezi eylemlerine rengini vermiştir. Okan Taycan’m deyimiyle her ne kadar bu dil yeniymiş gibi algıla­nıp öyle lanse edilmeye çalışılsa da biz biliyoruz ki “Gırgır, Leman, Penguen ve Uykusuz” gibi engin bir gelenekten gelen, genç kuşak tarafından yakinen ta­kip edilen yayınlarda ve facebook, tweeter gibi sos­yal medya alanlarında böylesi bir mizah dilinin en rafine örneklerini görmek mümkündür. Dolayısıy­la bu gelenekle ve internetle hemhal olmuş gençli­ğin, Gezi hadisesinde benzer bir mizah anlayışı ek­seninde tepki geliştirmesi anlaşılır bir durumdur.[6]

Öte yandan Gezi Parkı Haziran ayının ilk günleri itibariyle Lefebvre’in mekanı toplumsal bir üretim olarak açıklamasının somut bir örneği haline gel­di.[7] Parkta ilk günler itibariyle bir ortak yaşam alanı yaratılmıştır. Ortak olarak kamusal işlerin yürütül­düğü, eğitim alanlarını ve bağış kitaplardan oluşan birçok kütüphaneyi bünyesinde barındıran, sağlık hizmetinin ücretsiz olarak sağlandığı, yemek dağı­tım düzeninin kurulduğunu bir mikro yaşam ala­nına dönüşen parkta, burada yaşayanlardan birinin deyimiyle “Paris Komününü deneyimlendi”. Ayrıca Murat Çetinin aktarımıyla kamusal alanın, haksız ve usulsüzce özel alana devri girişimine duyulan kitlesel bir tepki, mekana ve onun elinden alınma­sına dair direncini, yine mekansal araç ve yöntem­lerle gösterdi. Çok ilkel düzeyde, neredeyse ortaçağ savaşlarını andırırcasına, mekanın üzerinde kimin duracağına, güç göstereceğine ve sahipleneceğine dair bir mücadelenin başladığını görüyorduk. Bu süreçte mücadeleye konu olan bu kamusal meka­nın, bu kentsel boşluğun, bir güvenlik güçleri, bir halk tarafından, fiziki olarak ele geçirilmesi ve sı­rayla karşılıklı işgali biçiminde tezahür eden eylem­lere de tanıklık edildi.[8]

Bununla birlikte Gezi eylemleri sürecinde Türkiye genelindeki protesto ve yürüyüşler sırasında, evle­rinden destek vermek isteyen insanlar ışıklarını ya­kıp söndürerek ve tencere gibi eşyalara vurarak, ara­balarındaki insanlar kornalara basarak eyleme katıl­dılar. Başbakan ise bu konuyla ilgili olarak “Tencere tava hep aynı hava. Bunlar geçmişte de oldu.” gibi yorumlarda bulundu ve bu tür eylemlerin komşularca şikayet edilebileceğini belirterek sürecin başın­dan beri kullandığı ayrıştırıcı dili tekrar üretti.

Polis Şiddeti ve Eylem Repertuarı

15 Haziran günü Gezi Parkının polisin orantısız şiddeti ile dağıtılması sonucu şiddetsizlik vurgusu­nun baskın olduğu eylemler ön plana çıkmaya baş­ladığına tanık olduk. Duran adam eylemi, tencere tava çalma ve ışık açıp kapama eylemlerinin yoğun­luğunun artışı, annelerin oluşturduğu insan zinci­ri, yeryüzü sofraları şiddetsizlik vurgusunun ön planda olduğu eylemlere verilebilecek örneklerdir. Taksimde 17 Haziran günü Erdem Gündüz, Gezi Parkına polisin müdahalesini protesto etmek için başlattığı eylemde Taksim Meydanının ortasında yüzünü AKM’ye dönerek “durmuş” ve Gündüz’ün bu protestosu kısa sürede sosyal medyada duyula­rak geniş bir destek bulmuştu. Gecenin ilerleyen saatlerinde Erdem Gündüz alandan ayrılmış, polis bu eylemi sürdüren insanları yaya trafiğini engel­ledikleri gerekçesiyle gözaltına almıştı. Ancak bu baskı ilerleyen günlerde değişik il ve meydanlarda yeni duran adamlar ve kadınların ortaya çıkmasını engelleyememiştir.

Direnişin en duygusal eylemlerinden biri eyle­min 17. gününde eyleme destek vermek için gelen annelerin slogan atıp insan zinciri oluşturmasıdır. El ele tutuşan anneler daha sonra parkın önün­de oturarak slogan atmaya devam ettiler. Taksim Meydanında bu süreçte gerçekleşen bir diğer ey­lem ise piyano dinletisi etrafında çember oluştu­ran insanlar oldu. Eylem Alman piyanist Davide Martello’nun piyanosunun gözaltına alınmasıyla sonlandı.

Yukarıdaki örneklerden de görüldüğü gibi eylem repertuarı karşılaşılan baskı ve şiddet sebebiyle de değişikliğe uğramaktadır. Polisin müdahaleleri sırasında, biber gazı tüfeklerinin insanları yarala­mak veya öldürmek üzere çok yoğun bir şekilde hedef gözetilerek kullanılması, bu silahları kapalı mekanlara ya da konutlara atması, ayrıca birçok ilde polis ile birlikte hareket ederek eylemcilere saldıran siviller ortaya çıkmış olması, daha sonra bu kişilerden bir kısmının sivil polis olduğuna dair haberler çıkmıştır, polisin müdahaleler sırasında kask numaralarını çeşitli yöntemler ile kapattığı gözlemlenmiştir. Bu tür denetim ve baskı meka­nizmaları karşısında direnişçiler sadece pasif di­reniş eylemleri gerçekleştirmekle kalmamışlardır bu süreçte eylem repertuarı direnişçilerin polise karşılık vermesi ve çatışmalar yaşanması şeklinde genişlemiştir.

Forumlar

Gezi Parkı protestolarının en ilginç sonuçlarından biri ise başta İstanbul, Ankara ve İzmir’deki pek çok semtteki parklarda düzenlenen forumlar oldu. Söz konusu forumlar kısa sürede doğrudan demokrasi ilkelerinin uygulandığı, yerel ve ulusal düzeyde so­runların tartışıldığı önemli platformlar halini aldı. Elçin Poyrazların Beşiktaş Abbasağa forumu ile ilgili yaptığı gözlem şu şekildedir:

“Konuşmak is­teyenler adını yazdırıyor ve iki dakika içinde görüş­lerini özetlemeleri gerekiyor. Buna uymazlarsa sesli ya da “bağla” anlamına gelen el işaretleriyle tepki alıyorlar. Forumun moderatörü Beşiktaşlı bir esnaf. Konuşmacıları bir kadın bir erkek şeklinde sıraya koyuyor. Orta yaşlı bir kadın mikrofonu aldığında “Ben hem CHP’liyim hem de Müslümanım” diye söze başlıyor. Foruma gelenlerin çoğunun da böyle olduğunu ima edince bazı kolların çapraz yapılarak havaya kalktığını görüyoruz. Bu “hayır” demek. Hoşa giden konuşmalar ise eller havada sallanarak karşılanıyor. Alkış mahalle halkını rahatsız etme­mek adına kullanılmıyor. Bir konuşmacı yaklaşan yerel seçimlerde aktif bir biçimde var olmak ge­rektiğinden başka biri Gezi eylemlerinde yaşamını yitiren kişiler için hazırlanacak anma defterinden, kimisi ise polis şiddetine uğrayanlar için hukuki bir zemin oluşturulmasından söz ediyor.”[9]

Sosyal Medya

Repertuar kavramı daha önce de belirttiğim üzere donuk bir kavram değildir. Repertuarın bu dinamizmini yaratan önemli bir başka etken ise medya alanıyla ilişkisidir. Medya alanı eylemlerin görünürlüğü ve kamusal olarak bilinir kılınması açısından oldukça önemlidir. Gezi eylemleri sü­recinde yerel ve ulusal düzeyde medya araçlarının olaylara “ilgisizliği” ve hatta manipülasyonu sosyal medya araçlarının bu süreçte oldukça önemli olma­sını ve etkin olarak kullanılmasını sağladı. Gezi sü­recinde daha ilk andan itibaren sosyal medya araç­ları oldukça işlevsel olmuştur.27 Mayıs 2013 tarihinde iş makinelerinin par­ka girmesinin ardından bu haberin sosyal medya aracılığıyla kısa sürede yayılması sonucunda bazı aktivistler parka gidip çalışmaları durdurmaya ça­lışmıştır. İlk gün Gezi Parkında nöbet bekleyen grubun kalabalıklaşmasında ve benzer protestola­rın çeşitli şehirlerde düzenlenmesinde sosyal med­yanın etkisi görülmüştür. Eylemlere katılanların birbirlerini haberdar etmelerinde başta Facebook ve Twitter olmak üzere sosyal medya ağlarının rolü önemlidir. Bu süreçte #OccupyGezi ve #DirenGezi-Parki adlı hashtag formatları oluşturuldu. 31 Mayıs günü akşam 16:00dan itibaren 12 saat içinde konu ile ilgili 3 ana hashtag grubu için 2 milyon tweet atıldı. Bunların %88′i Türkçe olup, yayınlanan tweetlerin %90′ı Türkiye kökenli idi. [10] Ancak bildiği­miz gibi sosyal medya kullanımı pek çok tartışmayı da beraberinde getirmiştir. Bu süreçte dolaşan bir­çok haberin kanıtlanabilirliği tartışmalı olmuş kimi durumlarda gerçekleşen olaylar hakkında dezenformasyon meydana gelmiştir.

Sonuç

Gezi eylemleri Türkiye’de pek çok yeni aktörü ve yeni eylem biçimini toplumsal hareketlerin günde­mine sokması bakımından oldukça önemlidir. Bu süreç kendi bütünleştirici dili ve jargonu olan, ken­di sembollerini üreten oldukça yaratıcı bir dönem olarak pek çoğumuzun hayatında önemli bir kırıl­ma yaratmış ve hafızalarımızda şimdiden yerini al­mıştır. Gezi eylemleri sürecinde iktidar tarafından bu sürece dahil olan insanlar “ayyaş” ve “çapulcu” gibi ayrıştırıcı bir dille tanımlanmış ancak bu ke­limeler mizah süzgecinden geçirilerek, kelimelere yeni anlamlar yüklenerek tüm ayrıştırma çabaları boşa çıkmıştır. Tüm direnişiler kendilerini ayyaş özellikle veya çapulcu olarak sunmuş ve hareketin ortak kimliğini oluşturmayı başarmıştır.

Gezi eylemleri sürecinde klasik eylem formları­nı da kapsayan ama bunun yanı sıra pek çok yara­tıcı eylemi de içeren bir eylem repertuvarı kulla­nılmıştır. Bu repertuar öncelikle yaratıcı mizah duygusunun çok güçlü bir şekilde yansıtıldığı eylemlerden rengini aldı. Öte yandan eylemlerin başlamasıyla kamusal bir parkın komünal bir ya­şam deneyimine sahne olması Gezi eylemlerini pek çok insanın hayatını değiştiren bir deneyime dönüştürdü. Bu eylemlerde insanların yan yana gelmesinde ise sosyal medya ağlarının gücü ol­dukça önemli olmuştur. Ayrıca sosyal medya, eylemlerle ilgili haber ve imajların yaygınlaşabilmesi amacıyla da kullanılmış ve etkili olmuştur.

Bu süreçte eylem repertuarı sabit kalmamış çe­şitli etkenlerin de etkisiyle değişikliğe uğramıştır. Bu etkenlerden en önemlisi polis şiddeti ve bas­kısı olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle Gezi Parkı’ndaki insanların polisin orantısız şiddetiyle dağıtılmasının üzerinden çok geçmeden ortaya çıkan “Duran adam/kadın eylemleri, annelerin insan zinciri öne çıkan pasif direniş eylemleri ol­muş ama bunların yanı sıra polis müdahalesine karşılık vermek de eylem repertuarında yer al­mıştır.

Gezi eylemleri ve sonrasında gelişen park fo­rumları süreci pek çok insan için hayatlarının en önemli deneyimi oldu Yertvart Danzikyan’ın deyimiyle “Bir an gelir ve tüm hiyerarşik kalıplar­dan, otorite baskısından kurtulduğunuzu, özgürleştiğinizi hissedersiniz. Belki birkaç saat sonra her şey eskiye dönecektir. Olsun. Hem bunu kim bilebilir ki?”

* Bu yazıyı Ayrıntı Dergi’nin Kasım/Aralık 2013 tarihli ilk sayısından aldık. Ayrıntı Dergi’nin bu sayısında ayrıca Gezi direnişiyle ilgili geniş bir dosyayı ve çok sayıda farklı konuda yazıyı bulabilirsiniz.

[1] Michel OFFERLE (2007), Kolektif Eylem Repertuvarlanna Eleş­tirel Dönüş (18. – 20. Yüzyıl), Çev. İnci Malak Uysal 177.
[2] TİLLY, Agy, 736.
[3] Tilly, 1986; Boltanski-Chiapello, 1999, Fillieule, 1997
[4] UYSAL Ayşen, (2012) Sokak Eylemlerinde ve Polis Denetimin­de Tarihsel Süreklilik ve Kopuş, Tarihsel Sosyoloji: Stratejiler, So­runlar, Paradigmalar, Dipnot Yayınları, Ankara, ve UYSAL Ayşen (2001), Kalemli Çete Örneği, Birikim sayı: 146, Haziran 2001
[5] JASPER, James (2002). Ahlaki Protesto Sanatı, Çev. Senem Öner, Ayrıntı Yayınları, İstanbul.
18.
[6] TAYCAN, Oktay (2013), Gezi Hadisesi ve Mizah, Birikim Der­gisi online arşivi
[7] LEVEBRE, Henri (1991), Production Of Space, Blackwell Pub­lishing, UK.
[8] ÇETİN, Murat (2013), Diren-ç-Mekan: Taksim Gezisinde Ka­musal Mekanın Stratejik Gücünün Yeniden Keşfi, Panaromakhas,
[9] http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2013/06/130625_gezi_ forum.shtml
[10] http://tr.wikipedia.org/wiki/2013_Taksim_Gezi_Park%C4% Bl_protestolar%C4%Bl

19 Aralık 2013
Kaynak: bianet.org