Bianet: BBC Türkçe’ye neden hâlâ ihtiyacımız var? – Eylem Yanardağoğlu

Gelin, Selin Girit ve Gökay Koraltan’ın hazırladıkları haberde sordukları soruyu bir daha düşünelim: Gezi eylemleri Türk medyasının miladi olur mu?

bbctürkçeİki haftayı aşkın süredir hem siyasal hem de toplumsal pek çok sinir ucunu hareket geçiren Gezi Parkı direnişinin açık seçik gözler önüne serdiği soru(n)lardan birisi de Türkiye’de anaakım medyanın iletişim ve ifade özgürlüğü açısından yapısal özgürlük problemidir. Bu problem tartışılırken, CNN International, BBC Dünya Servisi gibi yabancı medya kuruluşları tarafından yapılan haberlere gösterilen tepkiye bakılırsa, ulusal medyada başka yapısal problemler de vardır. Günlerdir, ulusal gazetelerde yazan, çizen, kanallarda program yapan profesyonellerin bu haberlere gazetecilerin milliyetçi refleksle tepki gösterdiklerini gözlemliyoruz. Gazeteciler, yabancı medya kuruluşlarının yaptığı haberleri mesleki standartlar ve etik açısından değerlendirmek, uluslar arası haberciliğin mantığını anlamak ve tartışmak yerine, bunları bizi küçümsemek isteyen, ulusal gururumuzla oynayan “dış güçlerin” bir oyunu olarak görüyorlar.

Bu tepkiler devam ederken, dün gece, yani 14 Haziran’da, BBC Türkçe editörlerinin hazırladığı “Dünya Gündemi” programını kurumsal ortalıkları olduğu halde yayınlamayan NTV’nin tavrı yapısal problemlerin taçlandırıldığı an olarak tarihe geçti. Olay aynı zamanda küresel iletişimin dinamiklerinin ulusal basın/medya tarafından çok net anlaşılamadığını gösterdi. Aynı gece BBC Küresel haber dairesi başkanı Peter Horrocks’un NTV kanalıyla olan ortaklığın askıya alındığını açıklaması üzerine, 2011 yılında bir süre akademik bir araştırma için çalışmalarını yerinde gözlemleme fırsatı bulduğum Dünya Sevisi ve Türkçe Bölümü hakkında bu satırları yazma gereği duydum.

Uluslararası haberciliğin tarihine baktığımızda ilk göze çarpan husus, devletlerin iletişim araçlarını dış politikanın ve kültürel diplomasinin bir parçası olarak kullanmaktaki çevikliği ve dayanıklılığıdır. 19. ve 20. yüzyılın “yeni medya” teknolojileri olan telgraf ve radyo, hükümetlerin hem diğer hükümetlerle hem de diğer ülkelerdeki kamuoyu (halk olarak okuyun) doğrudan iletişim kurmasını mümkün kılmıştır. Bu tür yayıncılığın en eski ve köklü temsilcisi olan Dünya Servisi esas olarak Britanya İmparatorluğu’nun sömürgeleri arasında iletişim sağlamak için kurulsa da, İkinci Dünya Savaşı sırasında Avrupa’nın büyük kısmının Nazi Almanya’sının işgali altında olmasından dolayı haberleşme üzerindeki kısıtlamaların BBC’nin yayınlarıyla kırılması mümkün olmuştur. BBC yayınları Almanya’ya karşı savaşan Avrupa ülkelerinde umudun ve direnişin sembolü gibi görülmüş, bağımsız habercilik konusunda itibarını artırmıştır. (BBC, 1982:9-10).

Bu girizgah ile Gezi Parkı direnişi ve İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi işgaline direnen gruplar arasından bir bağ kurduğum düşünülmesin. BBC Dünya Servisi’nin propagandanın hakim olduğu dönemde bu amaçla yayınlar yapmış olduğu tarihçiler tarafından da dile getiriliyor. Yani BBC Dünya Servisi eski dönemde propagandanın, yeni dönemde kamu diplomasisinin bir parçasıdır.
Ancak, bu yazıdaki amacım Dünya Servisi’nin diğer özelliklerine; kamu yayıncılığı felsefesiyle dengeli, tarafsız ve bağımsız habercilik gibi editoryal değerlerine, bu değerleri uygulamanın zorlaştığı anlarda bile bunlara sahip çıkamaya çabalayan editörlerinin profesyonelliğine dikkat çekmek. BBC Dünya Servisi’nin iletişim özgürlüğünün kısıtlandığı yerlerde, bütün sorunlarına rağmen, alternatif bir mecra olduğunu bir kez daha hatırlatmak.

BBC Küresel Haberler Bölümü’nün bir parçası olan Dünya Servisi 27 farklı dilde uluslararası radyo ve Internet yayıncılığı, Farsça ve Arapça yayın yapan televizyon kanallarına sahip[1] Türkçe Servisi en eski dil bölümlerinden biri olarak, 20 Kasım 1939’da yayın hayatına başlamış.[2] Türkçe yayınlar da başta Türkiye’deki kamuoyunu etkilemek, müttefik kuvvetlere yakınlık duyulmasını sağlamayı hedeflemiş.

Savaş sonrası propagandadan kültürel diplomasiye geçme kararının alınmasıyla 1946 yılında BBC için hazırlanan Lisans Anlaşması’nda Dünya Servisi’nin çalışma prensiplerini söyle belirlenmiş: “Haber bültenlerinin ikna etme amacı gütmemesi, başka ülkenin iç işlerine karışmanın BBC’nin işi olmaması; tartışmalı uluslararası konularda Britanya’nın resmi görüşü ve buna muhalif yabancı görüşlerle birlikte ele alınması” (BBC, 1982).

Anlaşma ayrıca Britanya hükümetine, BBC’ye, hükümetin belirleyeceği dillerde ve sürelerde, yurtdışına yayın yapma zorunluluğu getirmiş, hükümet de bu yayınların finansal sorumluluğunu üstlenmiştir. Ancak programların hazırlanışında BBC’nin editoryal anlamda ‘bağımsız’ olması gerekliliğinin altı çizilmiştir. Yabancı dilde yayınlar için dışişleri bakanlığı bütçesinden fon ayrılmış olması Dünya Servisi’nin haberciliği açısından en tartışmalı konuyu oluşturmakla beraber, Servis, dünya çapında, yarısından fazlası 34 yaşın altında 166 milyon dinleyiciye ulaşmakta; iletişim özgürlüğünün kısıtlandığı ülkelerde objektif alternatif bir mecra olarak kabul edilmektedir. [3] Neredeyse 20 gündür devam eden Gezi Parkı direnişinin en çok konuşulan başlığı olan Y jenerasyonunun, BBC Dünya Servisi’nin en büyük izleyici kitlesini oluşturması yaşanan yapısal iletişim özgürlüğü problemleri açısından daha da ironiktir.

Londra’da araştırma esnasında görüşme fırsatı bulduğum bölümün 1980’li yıllardaki şefi Gamon Mc Lellan’a göre, İkinci Dünya Savaşı dönemi dışında Türkçe Servisi’nin Türkiye’deki izleyiciler açısından önemi, 1960 darbesi ve 1980 darbe döneminde yapılan habercilikten kaynaklanmaktadır.[4] Çünkü, Türkçe servisi darbe dönemlerindeki haberleri ve yayın politikasıyla Türkiye’deki izleyici için önemli bir alternatif haber kaynağı olmuştur.

Araştırma sırasında görüştüğüm bir diğer yönetici, servisin eski müdürü Hüseyin Sükan, BBC Türkçe’nin bu dönemde de TRT gazetecileriyle birlikte çalıştığını ve TRT’nin yayınladığı haberleri “genişletmeyi” hedeflediğini anlatır. [5]

1990’lı yıllarda Türkiye’de hem demokrasi gelişmeye, hem de yeni iletişim mecraları ortaya çıkmaya başlar, bilindiği gibi 1990’ların başında TRT’nin yayın tekeli delinir. Aynı dönemde uluslararası iletişim sisteminde FM radyoların önemi artar, BBC CNN International gibi yeni rakiplerle karşı karşıya kalır. Bu dönemde Türkçe Servisi’nde “teknoloji ve içerik” alanında yenilikler yapılmaya başlanır, Türkiye’deki özel radyo ve televizyon kanallarıyla ortaklıklar kurulur.
Burada özellikle dikkatinizi çekmek istediğim nokta, dün gece programı yayınlamayan NTV’nin Türkçe Servisi’nin itibarını düşürmek yerine, meşruiyetinin altını kalın çizgilerle çizmiş olmasıdır. 2003 yılında NTV televizyonu ile yapılan işbirliğinin bütün Dünya Servisi’nde nasıl “parmakla gösterildiğini” Hüseyin Sükan bana söyle anlatmıştı:

“Arapça ve Farsça televizyon hükümet yapmak zorundayız dediği için başladı. Türkçe televizyon dünya servisinin stratejisinin bir parçası değildi. NTV ile devam eden bir işbirliği var, 2003’te basın özetlerini almaya başladılar, 2005’te NTV’ye canlı bağlantı yapmaya başladık, 2007’de Dünya Gündemi yapılmaya başlandı. Buradaki herkes televizyon için eğitildi. BBC bunu başarabileceğimize çok zor inandı, ama bu girişimi destekledi.”

BBC’nin Arapça ve Farsça yayınlara başlamasının “propaganda” mantığıyla yapıldığı düşünülebilir. 2011 yılı sonunda konuştuğum editörlerden bazıları İngiltere’nin Irak ve İran ile olan sorunlu diplomatik ilişkilerini düşününce bu işlevin devam edebileceği görüşünü paylaşıyor, ancak Türkiye açısından bu fonksiyonun “ortadan kalkmış” olduğunu, BBC Türkçe’nin dış haberler açısından Türkiye için önemli bir kaynak oluşturduğunu ifade ediyorlardı.

2011 Mayıs’ında Türkçe Servisi’nin radyosu İngiltere’deki genel kamu kesintileri bağlamında kapatıldığı zaman karar mekanizmasının tepesindeki bir yönetici, Türkçe radyo yayınına son vermenin çok zor bir idari karar olduğunu, ama Türkiye son on yılda Avrupa Birliği’ne aday, demokratik seçimlerin yapıldığı ve medya özgürlüklerinin arttığı bir ülke olduğu için FM radyo yayını yerine yeni medya alanına yoğunlaştırmak zorunda kaldıklarını belirtmişti.

Radyolarını kaybettikleri için çok üzülen BBC Türkçe editörlerinin yeni medya ve televizyon platformlarını güçlendirmek için nasıl çalıştıklarına kısa süre de olsa tanık olmuştum. NTV ile ortaklıkları hem daha çok izleyiciye ulaşmalarını sağlıyor, hem de Internet’i kullanmaya gençler kadar hakim olmayan, bilgisayar ekranı yerine televizyon ekranıyla daha barışık olan izleyiciye de ulaşmalarını sağlıyordu.

Durun bir dakika. Yoksa dün programın yayınlanmama sebebi tam olarak bu olmasın? ”İnternet’i kapatabilirdik kapatmadık, burası demokratik bir ülke olduğu için bu eylemler yapılabiliyor” zihniyetinde olan muktedirler, onların verdiği kadar özgürlüğe razı olan anaakım medya, yarın bu haber hem İngilizce hem Türkçe başka mecralarda yayınlandığında ne elde etmiş olacaklar?

Gelin, Selin Girit ve Gökay Koraltan’ın hazırladıkları haberde sordukları soruyu bir daha düşünelim: Gezi eylemleri Türk medyasının miladi olur mu? (EY/EKN)

[1] http://www.bbc.co.uk/worldservice/specialreports/000000_aboutus.shtml . Erişim tarihi 12 Aralık 2010.
[2] http://www.turkishtimes.co.uk/haber/ingiltere-basini/496-calisanlari-bbc-turkce-servisini-anlatti
[3] http://advertising.bbcworldwide.com/home/mediakit/reachaudience/bbc-world-service-sites
[4] Gamon McLellan ile mülakat, 19 Temmuz 2011,Londra, Birleşik Krallık.
[5] Hüseyin Sükan ile mülakat, 20 Mart 2011, Londra, Birleşik Krallık.

Eylem Yanardağoğlu, Bahçeşehir Üniversitesi – Yeni Medya bölümü öğretim üyesi
15 Haziran 2013
Haberin kaynağı için tıklayınız; bianet.org