Birdirbir: Devamlılıktan sınıfta kalmak – Ertan Keskinsoy

sivas

George Orwell’in meşhur sözü, malûm: Geçmişi kontrol eden, geleceği, bugünü kontrol eden ise geçmişi kontrol ediyor. AKP, 1984 dersine iyi çalışmış olmalı ki, iktidarının mühim uğraşlarından biri, tarihi revize etmek çabası olageldi. Özellikle son birkaç yılda, Madımak katliamı çerçevesinde yazılmış en pervasız düzmece senaryoları okuduk: İBDA-C, Kaplancılar, TİT, DHKP-C, PKK’yi bir kefeye koyup kokteyl şeykırda sallayansenaryo mu istersiniz, yoksa PKK’yi sek mi alırsınız, Sivas’ta çıkan yangından mı dem vurursunuz, yoksa İslâmcıların bildik mağduriyet senaryosunu mu verelim? Türkiye’de süreğen devlet mekanizmasının Ermeni soykırımından edindiği yeniden yazım deneyimini Alevîler üzerinde denemesinden daha doğal ne olabilirdi ki?

Ancak Orwell’in sözüne dönersek, bu basit bir yeniden yazım sorunu değil, geleceği biçimlendirme çabası. Türkiye Cumhuriyeti’nin Alevîlerine nasıl bir gelecek reva görüldüğünün sinyallerini, Başbakan, Yavuz Sultan Selim adını köprüye önererek gösterdi. Ancak bunu bir kişinin tasarrufu olarak görenler yanılır: Kuzey Afrika dönüşü kendisini havaalanında karşılayan kalabalığın Yavuz Sultan Selim tezahüratı, basit bir empati noksanlığından daha fazlasıydı. Bunu bilen İslâmcı kanaat önderleri, bugüne kadar Çorum’da, Maraş’ta, Sivas’ta her türlü “provokasyona” kolayca gelen Sünnî kalabalıkların çözümlemesini yapmaktan imtina etti. Bir parantez açalım: Sırf bu örnek bile, iktidar bağlamından kopuk yüzleşme çabalarının naif nafileliğini göstermeye yeter.

Kemalist sumo

Gezi ayaklanmasında AKP’nin can havliyle sarıldığı ve kontrolündeki medyada türlü varyasyonlarını ürettiği “dış mihrak” fantezilerinin kısa bir dönem dışında cumhuriyetin hemen her sorununu açıklamak için muktedirler tarafından kullanılageldiği, malûmunuz. Doğrusu, AKP’nin kalkınmacı, anaakım Sünnî politikalarına içkin Kemalizmi bugüne kadar göremeyen, yukarıda sözünü ettiğimiz türden bir bağlamsızlıktan muzdarip insanlar dahi aydı. Silahlı Kuvvetler’in evcilleştirilmesinin, eski elitin dizginlenmesinin bir paradigma / rejim değişikliği değil, “yönetişimsel” bir değişiklik anlamına geldiğini şu son bir ayda her gün, günde onlarca kez, gözümüze soktular. Sivas katliamında, Kürt kırımında uygulanan bulanıklaştırma, çarpıtma ve aklama yöntemleri, Gezi’de aynen uygulandı. Devlet Bakanı Beşir Atalay’ın dün yaptığı “Gezi olaylarının arkasında Yahudi diasporasının olduğu” açıklaması da, bu yöntemlerin trajikomik tuzu biberi oldu. İsteyene varyasyon bol: Hükümetin dış siyasette çizeceği yeni rotaya uygun olarak, yakında Sivas katliamının arkasında Avrupa Birliği’nin, Esad rejiminin, Yahudilerin, —yüzüncü yılı yaklaşan soykırım münasebeti ile— Ermenilerin olduğunu da duyabiliriz, şaşırmayalım. Sivas katliamı, Gezi ayaklanması, Lice kırımı, Kürt sorunu üzerine yazılan her yeni senaryo bize şunu gösterecek: devlette devamlılık esastır. Bu ülkede toprak altında katilini arayan yüzbinlerce ölünün bize öğretegeldiğini ekleyelim: Devamlılıktan sınıfta kalınabilecek tek ders, devlet dersidir.

“Japon güreşi” sumoyu bilirsiniz: Amaç, rakibini içinde bulunduğunuz çemberin dışına çıkarmaktır. Yeni iktidar, eski eliti o çemberin dışına itti. O çemberin içinde yalnız, yeni rakibini beklerken mağrur, göğüslerini yumrukluyor. O çemberin içinde ise, kuralları konulmuş bir oyundan daha fazlasını, hele hakikati hiç aramayalım. Gezi Parkı’nın altındaki Ermeni mezarlarının da gösterdiği gibi, hakikat, toprağın altında.

Ertan Keskinsoy
2 Temmuz 2013
Kaynak; birdirbir.org